9 Ağustos 2020 Pazar

Koronavirüs pandemisi döneminde insanlar neleri sorun ediyor, neler onları mutlu ediyor, ne farkındalıklar yaşıyorlar?






Koronavirüs pandemisi döneminde insanlar neleri sorun ediyor, neler onları mutlu ediyor, ne farkındalıklar yaşıyorlar?

Koronavirüs pandemisi öncesi ve sonrası hayatlarımız bambaşka bir hale geldi…

Bundan yaklaşık 6 ay önce ailelerimizle görüşüyor, dostlarımızla buluşup kahve içiyor, sinemaya gidiyor, işe gidip geliyorduk… Normal, sıradan hayatlarımız vardı belki… Vapura binip karşı yakaya geçmek çok normaldi. Bir alışveriş merkezine gidip mağazaları gezmek… Markete girip yiyecek almak… Hiçbiri koronavirüsü kapar mıyım endişesi duyulacak şeyler değildi bizim için… Olağandı…

Sonra aniden virüsün ve hastalığın yayılması ile, bu yayılmayı, hastalanmaları ve ölümleri durdurabilmek için, dünya olarak önlemler aldık. Ülkemizde bizler hafta sonları evlerde kapalı kaldık. 65 yaş üstü olanlar uzun süre hatta evlerde kaldılar… İşyerleri, sinemalar, kafeler kapandı. Alışverişe gitmeye çekindik. Her şeyi dikkatle, önlemlerimizi alarak, maskelerimizi takarak yapmaya başladık. Sinemaya gitmek, dostlarımızla, ailemizin kalan kısımlarıyla buluşmak, bir kafede çay içmek gibi şeyleri de hatta hiç yapamadık. Yaşam bir aksiyon filmine döndü adeta…

Neyse ki her filmin sonu olduğu gibi, biliyoruz ki bu filmin de bir sonu olacak. Hem de mutlu bir sonu… Aşı ve tedavi bulunacak, bizler normal hayatlarımıza döneceğiz.

Ben, bu Koronavirüs pandemisi ile başlayan süreçte, birlikte çalıştığımız, ya da eğitimlerime başvuran sevgili danışanlarımın ortak sorunlarını hep dinledim ve hala da dinlemeye devam ediyorum.  Onları dinlerken de aslında pek çok kişinin ortak bazı sorunlarının, ya da bu döneme dair yaşadıkları farkındalıkları olduğunu görüyorum. Buradan yola çıkarak, öğrencilerim, danışanlarım ve arkadaşlarım üzerinde bir araştırma / anket yaptım… Hepsine aynı dokuz soruyu sordum ve cevapları sizler için de bu yazıda topladım.

Umarım burada okuyacaklarınız size kendi hayatlarınız için ışık tutar.  Kendi yaşamlarınızda yaşadığınız sorunları, sizi mutlu eden şeyleri ve bu süreçte yaşam ve kendinizle ilgili öğrendiklerinizi görmenizi, anlamanızı, fark etmenizi sağlar… Çünkü fark etmek, kişinin yaşamını öncelikle daha iyi yönetmesine ve yönlendirmesine yol açar… Fark ettiğimiz sıkıntıları değiştirebilir, çözebiliriz. Onların üstüne sevgiyle yükselebiliriz. Her şeyin bir çözümü vardır. Ayrıca insanın kendini tanıması anlaması da yine yaşam yolunda, hayatı daha güzel oluşturmasını sağlar…

İşte şimdi burada sizlere, bu araştırmamın sonuçlarını özetleyeceğim…

Birinci olarak araştırmaya katılanlara hayatlarında Koronavirüs pandemisi sürecinde hangi sorunlarının olduğunu sordum. Akıllarına gelen ilk 3 sorunu söylemelerini istedim. Bazı cevaplar, pandemiden kaynaklanan sorunlar, sıkıntılar doğal olarak ortaktı, bazıları ise çok değişikti…

İnsanların Koronavirüs pandemisi nedeniyle sorunlarını özetlersek:

Aileden, sevdiklerinden ve arkadaşlarından uzak kalmak, onlarla bir araya gelememek, evden çıkamamak, kısıtlı yaşamak, özgürlüğün kısıtlı olduğunu hissetmek, evde aile bireyleriyle çok fazla bir arada kalınca gerilen ilişkiler, işyerinin kapalı kalması ve gelirin buna bağlı olarak düşmesi, yalnızlık, hareketsizlik, kilo almak, ihtiyaçların karşılanmasının zorlaşması (istediğin gibi alışverişe gidememek gibi), gelecek endişesi, geleceğe dair belirsizlik duygusu, hayatında bir özel ilişkisinin bulunmaması, hasta olma endişesi, yakınlarının hasta olmasıyla ilgili endişe, tüketim isteğinde gereksiz artış (onu da alayım, bunu da alayım gibi), hem evden çalışıp hem ev işlerini  yapmak, istediğin gibi seyahat edememek, maskenin önemini bilip düzenli takıp ama günlük yaşamda rahatsız hissetmek, yeterince feminen ya da bakımlı hissedememek (maske takmak, ayakkabıları virüs kapmamak için ona göre ayarlamak gibi dış görüntüyü etkileyen faktörler nedeniyle), toplu taşıma, market gibi yerlerde insanların bazen sosyal mesafe ve maske kullanımı kurallarına dikkat etmemesi, bundan kaynaklanan endişe ve sıkıntı, hastane gibi ortamlara, kalabalık ve virüs kapma ihtimali düşünülerek gitmekle ilgili endişe…

Bu yazdıklarımın hepsini gerçekten araştırmaya katılan arkadaşlar tek tek belirttiler…

Ve ben bu sorunlara baktığım zaman, bu yaşanan dönem çok sıradışı özel bir süreç olduğu için, hayatların bu dönemden bir şekilde etkilemesinin normal olduğunu ve bu nedenle de hepsinin insanca normal sorunlar olduğunu görüyorum… Genelde insanların hayatlarındaki sorunlardan kurtulmalarına, arınmalarına yardımcı olan ve yol gösteren bir iş yaptığım için, tecrübelerime dayanarak aslında şunu söyleyebilirim ki, insanoğlu, hayatının her noktasında bir şeyleri dert etmiştir kendine… Yani bunlar farklı sıkıntılar sorunlar görünse bile, insan hep hayatında sorun tutar içinde maalesef… Yalnızca aydınlanan ve aydınlanma yolunda olan kişiler, kendini geliştiren ve bu sorunların çözümü olduğunu bilen kişiler yaşamlarında artık sorunları bırakmaya başlar, sorunların üzerine yükselir ve daha yüksek bir bakış açısıyla daha huzurlu, mutlu hayatlar yaşarlar…

Benim bu dönemde bu sıkıntı hissedenlere yönelik söyleyeceğim şey, öncelikle tüm bunların geçici olduğunu bilmek gerektiğidir… Bu pandemi dönemi de geçecek… Bu sıkıntılarımız da… Önemli olan hayatta, sevgi, sağlık, aile, dostluk ve paylaşım gibi gerçekten neyin değerli olduğunu fark etmek ve yaşamda onlara öncelik vermek…

Bu dönemin ve sıkıntıların geçici olduğunu bilmek eminim kişiyi rahatlatacaktır…

Ve ayrıca bu gibi dönemlerde kişilerin kendi yaşamlarında keyif aldığı, sevdiği, iyi hissettiren şeyleri yaşamlarına eklemek ve bunları yapmak da onlara bu süreci geçirmek için iyi gelir. 

Araştırmamda katılımcı arkadaşlara sonraki sorduğum soru, pandemi döneminde onlara iyi gelen, kendilerini mutlu eden üç şeydi…

Katılımcılar yine kendilerine has cevaplar verseler de bazılarının cevapları ortaktı…

İnsanlara pandemi sürecinde kendilerini iyi hissettiren, mutlu eden şeyleri özetlersek:

Yalnız kalıp kendi kendinle vakit geçirmek, sakinlik, dinginlik, müzik dinlemek, hobiler (seramik yapmak, yazı yazmak, kitap okumak, günlük tutmak, resim yapmak, bulmaca çözmek, oyun oynamak gibi), bitkilerle, çiçeklerle uğraşmak, balkon ve bahçe düzenlemesi, evin içinde bile olsa hareket etmek, spor yapmak, evde ya da dışarıda yürümek, dizi ve film seyretmek, değişik yemekler pişirmek, evdeki bireylerle bir arada olmak ve daha çok vakit geçirmek, kendi içine dönmek, spiritüel ve kişisel gelişim çalışmaları, yoga yapmak, meditasyon yapmak, bir şeyler yapmak için zamanının olması, sevdiğin ama daha önce zaman bulamadığı şeyleri yapmak, evden çalışmak (böylece zamanının kendine de kalması),  arkadaşlarla ve sevdiğin kişilerle telefonda sohbet etmek ve iletişimde olmak, Youtube videoları izlemek, değişik şeyler öğrenmek, evdeki fazlalıkları ayıklayıp vermek, bilgi edinmek, araştırma yapmak, aktif olarak çalışmak…

Katılımcı arkadaşların pandemi sürecinde onlara iyi gelen ve mutlu eden şeylerle ilgili verdikleri cevapların en ortak olanlarından, insanların bu süreçte bol bol yemek pişirdiği (ekmek, kurabiye, pasta ve değişik yemekler de), müzik dinlediği, eskiye oranla daha çok kitap okuduğu, dizi ve film seyrettiği sonucu ortaya çıkıyordu…

Biraz önce de dediğim gibi, insan bir sıkıntılı süreç geçirirken, yaşamında sevdiği ve keyif aldığı şeyleri arttırırsa eminim o süreç çok daha kolay geçecektir…

Ayrıca böyle dönemler, birlikle, kardeşlikle, paylaşarak daha kolay atlatılır… Sıkıntısı olduğunu bildiğiniz insanlara, dostlarınıza, arkadaşlarınıza her şekilde, yapabildiğiniz, elinizden geldiğince, manevi ya da maddi destek vermek, dünyayı daha güzel, daha anlamlı, daha mutlu bir yer haline getirecektir… Bazen bir telefon açıp, karşınızdakini rahatlatacak birkaç cümle söylemek bile hem o kişiye iyi gelir, hem kişinin kendisine…  Herkes için hayatı güzelleştirir… 

Katılımcı arkadaşlardan biri, bu dönemde insanların, aslında yaşamda birbirinin varlığının çok değerli olduğunu anladığını, çok eski dostların, yaşam koşturmacası içinde birbirini arayamadıkları eski arkadaşların birbirini aradığını, hal hatır sorduğunu anlattı… 

Evet gerçekten de öyle… Böyle zor süreçlerde insanlar yaşamla ilgili gerçek değerleri ve birbirinin kıymetini çok daha iyi anlayabiliyor… 

İşte katılımcılara, benim araştırmada sorduğum son soru da bununla ilgiliydi… 

Onlara, pandemi sürecinde yaşamla ve kendileriyle ilgili fark ettikleri, farkındalığını yaşadıkları 3 şeyin ne olduğunu sordum… 

Gelen cevaplar gerçekten güzel ve etkileyiciydi…

Öncelikle katılımcıların büyük bir çoğunluğu ortak cevap olarak sağlığın önemini fark ettiklerini söylediler. Ayrıca böyle büyük bir şeyle karşılaştıklarında, aslında eskiden çok lüzumsuz olabilecek, ufak tefek şeyleri boş yere kafaya taktıklarını, küçük şeyleri büyütüp üzüldüklerini anladıklarını ve bunun aslında ne kadar gereksiz olduğunu fark ettiklerini söylediler. Hayatlarında neyin gerçekten önemli olduğunu, önceliklerini fark etmişler… Bir de yine çoğunluğun ortak farkına vardığı, ailenin ve dostların hayatlarındaki yeri ve önemi olmuş.

Aileyle, sevdikleriyle, arkadaşlarıyla, dostlarıyla insanın bir arada vakit geçirebilmesi, birlikte bir şeyler paylaşması gerçekten çok değerli…

İşte onlar da bunu bu dönemde iyice anlamışlar…

Diğer farkına vardıkları şeyleri sıralarsak:  

Pandemi öncesinde koşturmacalı hayatların içinde sürekli bir eylem halinde olunduğu için, pandemi sırasında kendi içine dönüp sakin kalınca, aslında bu sakinliğin ve dinginliğin ne kadar güzel olduğunu, isteyip de yapamadığını zannettiği şeyleri insanın aslında zamanı iyi planladığında yapabileceğini, kendi hayatında şükredilecek pek çok şeye sahip olduğunu, bunların güzelliğini ve değerini,  özgürlüğün, istediğin an istediğin şeyi yapabilmenin değerini, normal hayatta kanıksanan ve küçük gibi görünen şeylerin ne kadar değerli  ve güzel olduğunu (bir kafede çay içmek, alışverişe gitmek, sokakta yürümek),  seyahat etmenin güzelliğini, daha sağlıklı beslenmenin önemini, hayatta nelerin hoşuna gidip nelerin gitmediğini, (bu süreçte kendini daha iyi tanıyarak), kendi içindeki yanları, kendi değerini, spor yapmanın, hareket etmenin önemini, evde oturup evle ilgilenmenin ne kadar güzel olduğunu, kişisel gelişim ve spiritüel çalışmalara yönelmenin, kendini geliştirmenin önemini, tek başına da çok güzel vakit geçirilebileceğini, daha önce düşünmediği bazı şeyleri kendi kendine başarabildiğini, kendi bilmediği yeteneklerini (yemek yapmak gibi), aslında ihtiyacı olmadığı halde lüzumsuz pek çok şey alıp, lüzumsuz tüketimler yapıldığını, alışverişle ilgili yanlışları, para yönetmedeki yanlışları ve aslında bunun daha doğru nasıl yapılabileceğini, insanın eskiye tutunmak gibi bir eğilimi olduğunu ve aslında esnek olmanın çok daha iyi olduğunu, doğada vakit geçirmenin ne kadar güzel olduğunu, çok fazla tüketimden ziyade üretimin güzelliğini, paylaşmanın değerini, kendi özgün varlığının daha önce düşünmediği pek çok özelliğini ve bunların güzelliğini,  feminenliğini ve kadın olmayı ne kadar çok sevdiğini…

Ne kadar güzel ve özel farkındalıklar yaşamışlar bu süreçte değil mi? Eminim sizler de bu yazıyı okurken, kendinizin bu süreçte ne tür farkındalıklar yaşadığınızı hatırlamışsınızdır… İnsanın dönem dönem kendini, yaşamını gözden geçirmesi, yaşamına ve kendine dair bu tür farkındalıklar yaşaması da gelişimi, daha iyiye güzele doğru ilerlemesi ve yaşamını daha mutlu hale getirmesi için gerçekten de gerekli zaten…

Ben bu çalışma için ankete katılan bütün arkadaşlara tek tek teşekkür ettim, ama buradan da tekrar teşekkür ediyorum. Böylece bizlere ne kadar güzel bir ışık yaktılar, paylaşımlarıyla bizim birçok şeyi görmemize, birlikte ele almamıza katkıda bulundular…

Bu koronavirüs pandemisi geçici bir süreç… Bu süreçten dilerim hep birlikte, dünya olarak daha ilerlemiş, gelişmiş, bilgeleşmiş olarak, kardeşliğimizi, birliğimizi ve bütünlüğümüzü hatırlamış olarak, sevgide yükselmiş olarak çıkalım… Bu süreci kullanarak tüm dünyayı, yaşamı daha yükseğe, ileriye taşıyalım…

Bizler hepimiz kardeşiz… Milyarlarca insan… Bir dünya, bir insanlığız… Yardımlaşmadan, paylaşmadan, tek başımıza var olamayız… Ancak birlikle yaşamı sürdürebilir, dünyayı daha iyi bir dünya haline getirebiliriz…

Dilerim bunu idrak eder ve dünyayı el ele değiştiririz… 

Sevgiyle

İpek Cihan Bilgin

 

 

 
İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:


http://www.duygusalarinma.com

http://icbakademi.com/




Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır 


(c) copyright İpek Cihan Bilg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

16 Temmuz 2020 Perşembe

İnsan hayatının aşkını her yaşta bulabilir mi?




İnsan hayatının aşkını her yaşta bulabilir mi? İleri bir yaşa geldiğinde kişi, o güne dek farklı ilişkiler ve ayrılıklar yaşamışsa, evlenip ayrıldıysa mesela, ya da hiç evlenmediyse ve hala bekarsa, hala hayatının aşkını bulma, yaşamında mutlu bir ilişki yaşama olasılığı var mı? 

Geçenlerde Barbara Streisand, ikinci eşi olan aktör James Brolin ile evliliğinin 24. yılını kutladığını instagram hesabından duyurdu… Barbara Streisand, dünyanın en güzel seslerinden biri olduğunu düşündüğüm on parmağında on marifet değerli bir sanatçı… Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım onun şarkılarıyla, pırıl pırıl sesiyle geçti… “The way we were”, “Woman In Love, “Somewhere” gibi unutulmaz şarkılara, "A Star Is Born / Bir yıldız doğuyor", "Prince of Tides / Dalgaların Prensi" gibi ünlü filmlere imza atmış bir şarkıcı ve film yıldızı Streisand. Emmy, Grammy ve Oscar gibi bir çok ödüle sahip… 78 yaşında olduğu halde hala üretken, sanat üretmeye devam ediyor…




Barbara Streisand’ın evliliğinin 24.yılını kutladığını okuduğum zaman, yaşını bildiğim için, gayri ihtiyari kaç yaşında evlendiğini düşündüm… 54 yaşında ikinci evliliğini yapmış Streisand ve çok mutlu… Haberi okurken aklıma, ilişkilerle ilgili yaşının ilerlediğini düşünüp bunu sorun eden danışanlarım geldi… 

Barbara Streisand’ın evliliği sanırım bunu sorun eden ve yaş 30’lardan 40’lara, 50’lere, 60’lara gelince sanki aşk yaşanamazmış, yeni güzel bir ilişki kurulamazmış gibi düşünenlere verilebilecek güzel cevaplardan biri…

Ne evliliğin, ne yeni bir ilişkiye başlamanın yaş sınırı olabilir. Her yaşın ayrı bir güzelliği, ayrı bir tadı var hayatta… Buna bağlı ilişkilerin de elbette…

Barbara Streisand belli ki geçmiş ilişkilerinden güzel tecrübeler edinmiş ilişkilerle ilgili ve doğru seçimi yaparak ikinci evliliğini 24. yılına taşımış… Belli ki mutlu da, yoksa o kadar uzun sürmez devam etmezdi eminim evliliği…

İnsan her yaşta hayata yeniden başlayabilir, her konu için temiz, güzel, yeni bir sayfa açabilir… Bu aşk için de geçerli… Yeter ki kişi kendi içinde engeller koymasın yeni bir ilişkiyi yaşamasını engelleyen…

“Olur mu ki?”, “Nasıl olur ki?”, “Ya beğenilmezsem?” gibi kuşku ya da endişeler mesela… Kişinin yaşamında yeni bir ilişki oluşması için önünde kendi yarattığı engellerden bazılarıdır.

Çekim Gücü yasasıyla bizler yaşamımızı kendimiz oluştururuz. Kendi düşüncelerimiz ve inanç kalıplarımızla, seçimlerimizle yaşamımızı şekillendiririz. Bu her konuda evrensel olarak böyle işler… Aşk için de… 

Yani kişi yaşamında pırıl pırıl bir ilişki istiyorsa, kendi içinde öncelikle ilişkilerle ilgili pırıl pırıl olmalıdır. Öncelikle kendini sevmeli, beğenmelidir.

Yaş, tip, fiziki özellikler, statü gibi durumlarla ilgili olumsuz engeller koymamalıdır. (“Benim yaşım ilerliyor, beni beğenmezler”, “Ben çok güzel değilim, beni kim beğenir ki” gibi olumsuz birçok inanç kalıbı…) Ya da karşı cinsle ilgili olumsuz yargıları olmamalıdır. (“Erkekler aldatır”, “Kadınlara güvenilmez” gibi olumsuz yargılar, ki bunlara binlerce örnek bulunabilir.)

Çalışmalarıma gelen çok kilolu, 30’lu yaşlarda kumral bir kadın danışanım hayatta hiç yalnız kalmadığını söylemişti bana… “Erkekler kilolu kadın beğeniyorlar. ”demişti… Halbuki bir çok kadından bunun tersini duymuşumdur. Ondaki özgüveni çok takdir etmiştim. O bu inancıyla gerçekten de her zaman eminim beğenilecektir ve yalnız kalmayacak, ilişkisi olacaktır.

Kişi eğer kendi içinde olumsuz düşünceler inançlar barındırmaz ve olumlu bakış açısı içinde olursa, o zaman hayat her zaman onun bu olumlu bakış açısını yansıtır ve ona o şekilde cevap verir. Çekim Gücü Yasası çalışır ve kişi kendi inançlarının, enerjisinin çekimi ile sonuçlarını görür yaşamında…


Geçen yıl 51 yaşındaki bir arkadaşım evlendi. İlk kez evleniyordu, nikahına gittik… Bembeyaz çiçekler içinde çok mutluydu… Hepimiz paylaştık onun bu mutluluğunu… Eşiyle iş vasıtasıyla tanışmış… Eşi onun çalıştığı şirkete bir görüşme için gelmiş, “Kapıdan girdiğinde arada öyle kuvvetli bir çekim oldu ki, o an adeta biliyordum onunla evleneceğimi” demişti bana… Aşk aslında iki ruhun birbirini bulması, buluşması… Onlar da iş vasıtasıyla birbirini bulmuşlar işte…

Uygun olan doğru kişiyi bulduğunuzda tüm hücrelerinizle hissedersiniz bunu… Gözlerinden tanırsınız onu… 

Tanıdığım bir erkek üçüncü evliliğini 50’li yaşlarda yaptı, hayatının aşkını bulduğunu söyledi, eşinin de ikinci evliliğiymiş, 15 yıldır mutlu bir evlilik sürdürüyorlar… 

Eminim sizlerin de hayatlarınızda bu tür birçok örnek vardır… 

Ben de çevremden bildiklerimden ve duyduklarımdan daha birçok örnek verebilirim.

En sevdiğim örneklerden biri de, bir arkadaşımın halasıyla ilgili…

Arkadaşımın 80 yaşındaki halası huzurevinde yaşarken ona aynı huzurevinde yaşayan emekli bir kişiden evlilik teklifi gelmiş... Ne tatlı… 

İşte tüm yazıda bahsettiğim gibi…  

Ne evliliğin, ne yeni bir ilişkiye başlamanın, güzel mutlu bir aşk bulmanın yaşı yok…

Yeter ki kişi inansın…

Ve yürekten istesin…


Sevgiyle,


İpek Cihan Bilgin



İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:


http://www.duygusalarinma.com

http://icbakademi.com/




Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır 

(c) copyright İpek Cihan Bilgin

4 Temmuz 2020 Cumartesi

Kendinize sessiz sakin zamanlar ayırıyor musunuz?

Gün içinde kendinize, sadece kendinizle başbaşa kaldığınız, sessiz zamanlar ayırıyor musunuz? Günlük hayatın koşturmacası içinde, insanın kendi başına kaldığı, sessiz, sakin ve huzurlu geçirdiği zamanlar hem beden, hem de ruh sağlığı için çok elzem, çok değerli... O anlarda, sessizliğin, sükunetin içinde zihninizi boşaltabiliyorsunuz. Hem bedeninizi, hem ruhunuzu dinlendirmiş oluyorsunuz. O anların dinginliği ve huzuruyla rahatladığınızda beden sağlığınızı da arttırıyorsunuz... Sessiz sakin kalmak bazen insana sıkıcı gelebiliyor... Ama bir kere denemeye ve o iç huzuruna kavuşmaya başladığınızda, dinginliğin keyfini hatırladığınızda ve yaşadığınızda yapmaya devam etmek istiyorsunuz. O nedenle bazılarınıza sıkıcı bile görünse deneyin derim. Meditasyonun temelinde de yatan,  o sessiz sakin kalma ve rahatlama halini sadece meditasyonla değil yaşamın içinde de yakalayabiliriz. Gökyüzünü ya da denizi öylece seyretmek, ağaçları, kuşları, çiçekleri izlemek... Ya da koltukta oturup gözlerini kapatıp öylece sakin sessiz birkaç dakika bile olsa kalmak, rahatlamak... Hem o zamanlarda belki çok farklı ilhamlar da gelir içinizden... Belki çok değişik farkındalıklar yaşarsınız... Bugün ben size bunu hatırlatmış olayım... Kendinize sessiz, sakin, dingin kalmak için vakit ayırın... İç huzurunuzu açmak kendinize yaymak için vakit ayırın... Derin güzel bir nefes alın ve yaşamı içinize çekin... Bakın göreceksiniz ne kadar iyi gelecek... Sevgiyle, İpek Cihan Bilgin
İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:

http://www.duygusalarinma.com
http://icbakademi.com/

Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır


(c) copyright İpek Cihan Bilgin