14 Mayıs 2021 Cuma
5 Mayıs 2021 Çarşamba
Hıdrellez...
Tarihte darda kalanların derdine yetişip yardım eden Hızır peygamber ile denizlerde ihtiyacı olanların yardımına koşan İlyas peygamberin 5 Mayıs gecesi gül ağacının altında buluştuklarına inanılan Hıdrellez, pek çok kültürde baharın ve bolluk bereketin müjdecisi olarak kutlanıyor...Çeşitli ritüellerle de kutlanan Hıdrellez günü melekler yeryüzüne inip yeryüzünün ışığını yükseltiyor, insanlara yardım ediyorlar...
İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:
http://www.duygusalarinma.com
http://icbakademi.com/
Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır
(c) copyright İpek Cihan Bilgin
22 Nisan 2021 Perşembe
Günlük hayatta iç huzurunu korumak için küçük bir hatırlatma...
Bazen insanlardan, siz neşeli, huzurlu ve mutluyken, sizi
bu güzel ruh halinden düşürebilecek toplar gelebilir. Bunu bir futbol oyunu
gibi düşünürsek, sert ve kötü niyetli bir şut diyebiliriz buna. .
Karşı taraf mutsuz olabilir, kızgın olabilir, depresif olabilir, kendi içinde çatışmaları olabilir, bunun sizinle bile ilgisi olmayabilir.
Genelde de böyle durumları yaratan insanlar o an için ışıkta ve sevgide durmayanlardır zaten. Kendi mutsuzlukları vardır. Size kırıcı bir şey söyleyebilir, kızgın ve ters davranabilir o kişi. Siz olumsuz bir şey yapmadan bile olabilir bu.
O an uyanık olursanız o durum karşısında, siz sevgide durabilirsiniz. Kızgınlığa, üzüntüye düşmezsiniz. Ne kadar çok sevgide durursanız o kadar etkilenmezsiniz karşı taraftan.
Genelde insanlar o toplar karşısında sevgide kalamayıp bu tuzağa düşerler. İşte düştüğünüz zaman da siz de kızmaya ya da üzülmeye başlarsınız, sevgiden uzaklaşırsınız. İçinizde olumsuz duygular oluşur.
Bu da işte sizi en baştaki huzur ve mutluluk duygusundan, neşeden uzağa çeker.
Sizin bu tuzaklara düşmemeniz, oyuna gelmemeniz için tek yapmanız gereken uyanık olup oyunda şutu taça çıkarmaktır. Yani etkilenmeden, etkisizleştirmek. Mesela gerekmiyorsa karşı tarafla polemiğe girmemek, kendi sinirini bozmadan konuşmayı sürdürmek, belki konuşmayı uzatmamak, kişisel algılamamak, üzüntü, öfke gibi duygulara düşmemek yani nötr kalmak...
Bu yazıyı, günlük hayatın içinde nerede olursanız olun, iş yeri, ev ya da başka bir yer, gün içinde gelen toplara girmemeniz, tuzaklara düşmemeniz için küçük bir hatırlatma olsun diye yazıyorum.
Zaten zor zamanlar geçiriyoruz pandemi nedeniyle dünya olarak, bir de sizi iç huzurunuzdan uzaklaştıracak, mutsuz edecek küçük olumsuz olaylarla kendinizi üzmeyin, sıkıntıya sokmayın.
Bırakın o toplar size değmeden çıkıp gitsin, auranıza almayın. Sevgide kalın. Gelen topları sevgide eritin.
İç huzurunuz, neşeniz ve siz o kadar değerlisiniz ki, bir anınızı bile bozmaya değmez. Hiçbir şey, hiç kimse...
Sevgiyle,
İpek Cihan Bilgin
İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:
http://www.duygusalarinma.com
http://icbakademi.com/
Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır
(c) copyright İpek Cihan Bilgin
16 Nisan 2021 Cuma
MOR GÜNEŞ...
Hayal
gücü de kas gibi, egzersiz yaptıkça, onu kullandıkça gelişen bir şey...
Hayatın
içinde aynı maddi dünyaya, aynı çevreye, aynı insanlara baktıkça, rutinin
içinde kaldıkça da insan bir süre sonra sınırlı düşünmeye başlayabiliyor. Hayal
gücü körelmeye başlayabiliyor...
Hayatımızı kendimiz yaratıyoruz. Ve bu yaratımın çok daha iyi bir hayata doğru olabilmesi için, gördüğümüz hayatı tekrar tekrar benzer şekilde yaratmaya devam etmek yerine, yaratımı daha geniş bir bakış açısıyla, farklı potansiyeller de olabileceğinin, hatta bu potansiyellerin çeşitliliğinin sınırsız olabileceğinin bilinciyle yapmalıyız...
Şöyle örneklendirebilirim bunu:
Diyelim
bir kişi küçük bir köyde yaşıyor ve her gün sadece köy insanını ve o köyü
görüyor. O başka bir hayatı yaratabileceğini bilmez ve bunun hayalini kurmazsa
tüm yaşamını aynı şekilde aynı yerde geçirebilir. Bu her şey için benzer
şekilde gerçekleşebilir. Sadece maddiyat için değil duygular için, mutluluk
için de böyledir. Daha mutlu bir hayatı hayal edince ve olabileceğini bilince
insan ancak daha mutlu hayata kavuşabilir.
Depresyonda bir anneyle büyüyen bir çocuk hayatta öncelikle bunu ve dramı gördüğü için kendi kimliğinde bir yanı da hep mutsuzluğu taşıyıp ileriki hayatında da onu yaratmaya devam edebilir.
Benzer
hayatı yaratmaya devam etmemek, daha iyi ve güzele geçmek için öncelikle onu
hayal etmek, istemek gerek...
Ve işte en başında söylediğim gibi, bu hayal kurma işi de egzersiz gibi yaptıkça yaptıkça gelişir...
Ben özellikle çizgi filmleri seyretmenin, çizgi filmler çok yaratıcı unsurlar taşıdığı için insanın hayal gücünü geliştirdiğine inanırım. Ayrıca fantastik filmler de benzer şekilde, var olan hayatın ötesinde şeyler bize gösterdiği için daha sınırsız düşünmemize yardımcı olur...
Sanatın içinde de yaratım enerjisi yüksek olduğu, sanatçıların hayal güçlerinin yansımalarını taşıdığı için her türlü sanatla ilgilenmek hayal kurmaya ve hayal gücünün boyutlarını sınırsızca genişletmeye yardımcı olur...
Sizi farklı bir bakış açısına, farklı boyutlara götüren, içinde harika bir yaratıcılık olan ve ama mutlaka sevgi taşıyan her kitap da sizin hayal gücünüzü çalıştırır, yaratıcılığınızın ve hayal gücünüzün boyutlarını genişletir.
Hayal gücünün sınırsızlığının bir güzel yansıması da çocuklarda vardır... Çocuklar henüz dünyanın kalıplaşmış öğretilmişliğinden uzak oldukları için hayal güçleri çok geniştir... Bir çocukla oyun oynamak mesela sizi şaşırtıcı şekilde hayal kurmaya ve sınırsız düşünmeye iter... Günlük dünyanın kalıplarından çıkıp kendinizi bambaşka boyutlara geçer bulursunuz...
Örneğin birlikte resim yaparken siz güneşi altın sarısı çizmeye çalışırken küçük bir çocuk size mor bir güneş çiziverir... Hangi yetişkinin aklına gelir ki mor güneş çizmek? Çünkü biz güneşe bakar ve sarı ya da turuncu olduğunu düşünür ve o şekilde kaydederiz zihnimize... Oysa küçük bir çocuk henüz kalıplarla ve öğrenilmişlikle dünyayı sınırlamadığı için çok daha sınırsız düşünebilir... Onun için güneş her renk olabilir... Gökyüzü de... Çünkü onun hayalleri öyledir...
https://www.facebook.com/profile.php?id=100028971408717
İşte biz de hayata Ausey’in dediği gibi “Küçük bir çocuğun merakı ve öğretilmemişliğiyle baktığımızda”, hayal gücümüzü taze tutup beslediğimizde ve geliştirdiğimizde, sınırsız potansiyellere yol aldığımızda, hayatı çok daha renkli, çok daha iyi ve güzel yaratabiliriz... Çok daha mutlu yaratabiliriz...
İçimizdeki gökyüzümüzde işte o zaman sadece sarı değil, mor, mavi, yeşil, pembe güneşler açar... Kalbimiz rengarenk güzelliklerle neşelenir... Ruhumuz ve hayatımız daha da aydınlanır...
Sevgiyle,
İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:
http://www.duygusalarinma.com
http://icbakademi.com/
Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır
(c) copyright İpek Cihan Bilgin
18 Mart 2021 Perşembe
Pandemide aşk...
Pandemi sürecinde, çeşitli kısıtlamalar yaşanan, evlerden çıkamadığımız şu dönemlerde insanın yeni biriyle tanışması, bir ilişki yaşaması mümkün mü?
Çalışmalarıma katılan arkadaşlardan zaman zaman “Biriyle
nasıl tanışabilirim ki pandemide?” gibi sorular duyuyorum… Sanki insanın
hayatına bu dönemde kimse giremez, kimseyle tanışılamaz, imkansız gibi
algılıyor bazı insanlar anladığım kadarıyla bu durumu…
İşte bu yazıyı da bu sorulardan dolayı yazmaya karar verdim...
Belki bu tip soruları olan, yalnız olup ilişki yaşayamama endişesi ve üzüntüsü
taşıyan arkadaşlar varsa onlara da bir ışık olur diye…
Öncelikle şunu tekrar hatırlatmak isterim ki yaşamda imkansız yoktur… Her şey mümkün…
Konu ne olursa olsun, sonsuz ve sınırsız potansiyeller, yollar
olduğunu hatırlarsak, hayata sınırlı bir bakış açısı ve sabit fikirlerle bakmaz,
geniş ve yüksek bir açıdan bakarsak, bizim için sorun olan her şeyin de bir
çözümü olduğunu görebilir, fark edebiliriz.
Einstein’in çok sevdiğim bir sözü vardır. Der ki Einstein, “Hiçbir
sorun, onu yaratan bilinç seviyesiyle çözülemez.” Yani bir sorunu çözmek istiyorsak,
mutlaka ve mutlaka başka bir bakış açısıyla bakmalı, başka bir düşünüş şekliyle
görmeliyiz.
Yani imkansız yoktur. Sadece kısıtlı bakış açıları vardır…
Ayrıca Ausey’in de bunun için çok değerli, çok güzel bir sözü var: “Kendi gerçeğini bul, zaten imkansız yoktur…”
O nedenle konu her ne olursa olsun, isterse pandemide hayatında
yeni bir aşk, ilişki oluşturmak olsun, ister başka bir şey, soru “Böyle bir şeyin
gerçekleşmesi mümkün mü?” olduğunda, cevap “Evet mümkün.” olacaktır…
Gelelim yollara… “Peki nasıl?” a…
Evet kısıtlandığımız bir dönemdeyiz. Çoğumuz evlerden online çalışıyoruz artık. İnsanlarla görüşmüyoruz. Korona oluruz, virüs bulaşır endişesiyle yeni insanları bırak, arkadaşlarımızla bile görüşemiyoruz… Peki bu dönemde biriyle tanışmak nasıl olur ki?
Bu sorunun cevabını vermeden önce şöyle bir şeyin de altını çizmek
isterim:
Bir insan yalnız yaşayabilir ve çok mutlu olabilir. Bu da bir seçenek. Ya da şu anda ilişkisi yoktur ama bilir ki yarın öbür gün, günün birinde olacak. Bununla ilgili bir kaygı taşımaz, mutsuz etmez kendini… Bu çok normal ve bu şartlar için de güzel bir bakış açısı… Hayat değişik süreçlerden oluşuyor. Kimi insan evlenip hayat boyu bir evliliği sürdürebiliyor. Kimi insan evlenip boşanıp bir daha evlenmiyor ama ilişkiler yaşayabiliyor. Kimisi ikinci evliliğini yapıyor… İnsan karakteri kadar çeşitli bu hayat şekilleri. Çok daha değişik çeşitlerde örnekler de verilebilir. Mesela 30 yıldır birlikte yaşayan ama imza atıp evlenmemiş çok mutlu çift tanıyorum. İkisi de bekar. Evliliğe inanmadıkları için, kendilerine ait seçtikleri bu olduğu için. Herkes nasıl mutluysa onu seçmeli elbette… Demek istediğim şu ki; Hangi tür hayat yaşarsanız yaşayın, yalnız ya da bir tür birliktelik içinde, mutluysanız sorun yok demektir.
Ama diyelim ki yalnızsınız ve hayatınızda biri olsun istiyorsunuz. İşte pandemi dönemi de buna aslında engel değil.
Sadece diğer zamanlara göre daha çok dikkat edilmesi gereken
bir durum yeni bir ilişki oluşturmak…
Yıllar evvel Icq denilen bir sohbet programı vardı.
Internetin ilk çıktığı, yeni yeni yaygınlaştığı dönemlerde. Icq sayesinde tanışıp
evlenen insanlar var. Ya da MSN’i hatırlayanlarınız vardır. O sayede tanışıp
evlenenler de… İnternette akıllı telefonda oyun oynarken o oyundan biriyle
tanışıp yıllardır beraber ve mutlu olan insanlar tanıyorum… Ya da gittiği kafede bir arkadaşının arkadaşı
ile tanışıp hem de pandemi döneminde, çıkmaya başlayan kişiler de biliyorum. Sosyal
medya sayesinde arkadaşının arkadaşı ile tanışıp ilişki yaşamaya başlayan
insanlar da…
Yetişkin kişiler eminim bu süreçte tanıştığı insanlarla bir
araya gelmekle ilgili koronaya dair riskleri biliyordur, bunu anlatmama gerek
yok bence. Ama anlatmak istediğim şey, bu dönemde de birileriyle tanışılabilir.
Ne demiştik: İmkansız yok.
Sadece buna inanmak lazım.
Çalışmalarıma gelen insanlarla ilişkiler konusunu çok çalışırız.
Çok değişik tanışma şekilleri duydum… Mucizevi gibi olanlar var içlerinde.
Pandemi olması şartları değiştiriyor gibi görünse de
evrensel yasalar her zaman aynı çalışır. Çekim Gücü Yasası da. Yani bir kişi
hayatında yeni güzel bir ilişki, mutlu bir aşk istiyorsa tek yapması gereken
bunu yürekten istemek ve olabileceğine inanmaktır. Gerisini evren halledecektir…
: )
Ayrıca her şeyin evrende güzel bir zamanı, doğru bir zamanı
vardır. Hayatta olmasını istediğin şeyin gerçekleşeceğini bilmek ve bunun için
Tanrı’ya güvenmek gerek. Doğru zamanda doğru şartlarda gerçekleşeceğine
güvenmek.
Bir de şöyle değişik bir bakış açısı getirmek istiyorum
ilişkilerle ilgili… Bazı dönemler bizler değişiriz. Gelişir olgunlaşırız. Pandemi
dönemi de öyle bir dönem olabilir bizler için. Kendimizi geliştirmek,
değiştirmek, daha iyiye, olgunluğa mutluluğa götürmek için kullanabileceğimiz
bir dönem. İçimize dönüp kendimizi daha iyi tanımak, ne istediğini ne
istemediğini bilmek, keşfetmediğin köşelerini keşfetmek için güzel bir dönem
olabilir. Bu dönemi bu şekilde kullanabiliriz.
Kişi işte böyle bir değişim geçirdiğinde, kendini daha iyi
anladığında ve keşfettiğinde, yaşamdaki seçimlerini daha iyi yapabilecektir.
Karşısına çıkan insanlar içinde de kendisi için en doğru, onu en mutlu
edebilecek insanı daha iyi seçebilecektir.
Ve belki de bu kişi belki birkaç ay sonra gelinen bir zaman
diliminin içinde onu bekliyor olacaktır.
Çok mutlu bir hayat için, birkaç ay beklemeye değmez mi?
Değer elbette…
O yüzden şimdi sözüm yalnız olup hayatında yeni birini
isteyenlere:
Kendinizi hiç üzmeyin. Hayat harika fırsatlarla, çok güzel
insanlarla, mucizelerle, güzel sürprizlerle dolu. Her an kimin nereden
geleceğini, nasıl sürpriz şekillerle tanışacağınızı bilemezsiniz. Bunu
istiyorsanız, sadece buna hazır ve açık olun. Kendinizi geliştirmeye,
ilerletmeye zaman tanıyın. Kendinizle ilgilenin.
Bakın kendinize, sevin kendinizi… Kendinizle güzel zaman geçirin.
Böylece o kişi, her kimse sizi mutlu edecek, çıkıp
geldiğinde hayatınıza, tanıştığınızda, siz en güzel halinizde olabilir, bir ilişkiye
hazır olabilirsiniz. O an biliyorum ki yüreğinizden onun en doğru an olduğunu
hissedeceksiniz. Ve yepyeni bir aşka, mutlulukla, yüreğinizin pırıltısıyla
yelken açabileceksiniz…
Sevgiyle,
İpek Cihan Bilgin
İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:
http://www.duygusalarinma.com
http://icbakademi.com/
Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır
(c) copyright İpek Cihan Bilgin
22 Şubat 2021 Pazartesi
Nasa'nın aracı Rover Perseverance'ın Mars'a inişiyle ilgili birkaç bilgi...
18 Şubat Perşembe Türkiye saatiyle 23.55’te Nasa’nın
robotu Rover Perseverance Mars‘a iniş yaptı bildiğiniz gibi.
Birçok kanal Nasa‘dan Youtube üzerinden canlı
yayınladı inişi...
Ben de heyecanla seyrettim.
Bu tür olaylara tanık olmak, Dünya tarihine tanık olmak demek aslında... O yüzden de çok önemli bence...
*Nasa daha önce Mars’a pek çok kez araç göndermiş. 1960’lardan beri sürüyor Mars projesi. Ancak bazıları başarılı olmuş bazıları olamamış. Bu araçlardan tekerlekli olup hareket edenlere Rover deniliyor. Perseverance da bir Rover.
*Bu inişin pek çok önemli özelliği var. Biri de uzayda, başka bir gezegende ilk defa bir aracın uçacak olması. Perseverance ile birlikte 1.8 kg ağırlığında da bir helikopter gönderildi Mars’a. O helikopter önden uçup yerleri keşfedecek ve Perseverance da one göre gezeceği yeri tespit edip o yönde ilerleyecekmiş.
*Perseverance’ın indiği yer de farklı bir önem
taşıyor.
Burası bir krater ve bir zamanlar gölmüş ve gölün
özelliği de bizim Salda gölüyle aynıymış. Hatta Nasa’dan bir ekip Türkiye’ye
gelip Salda gölünü incelemiş.
Nasa Mars’ta bir zamanlar hayat olup olmadığını bu indiği noktada incelemeye çalışacakmış. Daha önce göl olmuş bir yer hayat kalıntılarını da barındırır diyor Nasa yetkilileri.
*Mars’ın atmosferi önceden, dünyadaki gibi, suyun stabil durabilmesini sağlayacak manyetizmaya sahipmiş, ancak sonradan bozulmuş çeşitli sebeplerden ve suyu tutamamış, gezegen kurumuş ve soğumuş. Yani ‘Su varsa bir zamanlar, hayat da olmuş olabilir’ diyor Nasa...
*Rover’ın yanındaki kameraları Nasa’da görevli bir Türk doktor tasarlamış. Son derece gurur verici...
Umarım Mars projesi insanlığın hayrına olacak şekilde
gelişir...
Bizim, Dünya dışında hayat var mı, oralarda neler olup
bitiyor diye evreni araştırmamız çok güzel bir gelişme elbette, çok heyecan
verici... Ama dediğim gibi aslında önemli olan tek şey iyilik içermesi,
insanlığa faydalı olması... Umarım öyle olur...
Ve bakalım Mars’tan ne haberler gelecek, geçmişte
yaşam var mıymış, bulacak mı Perseverance bununla ilgili bir şeyler?
Siz ne dersiniz? Oralarda bir yerlerde farklı yaşamlar
var mı sizce?
Sevgiyle,
İpek Cihan Bilgin
(Foto, Perseverance’ın inerken çektiği ilk Mars resmi)
İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:
http://www.duygusalarinma.com
http://icbakademi.com/
Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır
(c) copyright İpek Cihan Bilgin
19 Şubat 2021 Cuma
İnsanlar sizin değerinizi bilip sizi takdir ediyor mu? Takdir etmek ve edilmek üzerine birkaç söz...
Hepimiz yeryüzünde birbirimize bağlı yaşıyoruz. Bir küçük dünya bir kocaman insanlık… Bir bütünün parçalarıyız hepimiz. Ve her birimiz, birbirimizin hayatlarında bir yapbozun parçaları gibi yer alıp hayatlarımızı tamamlıyoruz.
İnsan sosyal bir varlık. Doğal yapısı yalnız değil, birlikte
yaşamaya yönelik.
Biz birilerinin hayatlarına katkıda bulunuyoruz, birileri
bizim hayatımıza… Başkalarını destekliyoruz, hayatlarını kolaylaştırıyoruz ve
onların yaşamlarındaki yerleri tamamlıyoruz. Başkaları da bizim. Seviyor ve
seviliyoruz. Birlikteliklerle zengin hayatlarımız.
Peki bu birliktelikler içinde, başkalarının hayatlarının
içindeki rollerimizde, onların hayatına kattıklarımız için yeterince takdir
görüyor muyuz? Değerimiz başkaları tarafından biliniyor mu? Biliniyorsa da bu
bize iletiliyor mu?
Sevgi dolu bir bağ ve sevgi dolu olumlu bir iletişim tüm bu
birlikteliklerin sağlıklı ve mutlu olmasının ana anahtarı.
Yaşamdaki tüm birlikteliklerimizde arada sevgi olursa ve
iletişimlerimiz buna paralel olarak sevgi dolu olumlu iletişimler olursa,
ilişkiler sağlıklı, mutlu ve güzel oluyor.
İster aile içi ilişkiler olsun, ister iş ilişkisi, ya da
arkadaşlık, dostluk… Hatta sadece karşılaştığımız ve alışveriş yaptığımız
insanlar… Çevremizdeki iletişim içinde olduğumuz kim olursa olsun… Tüm ilişkiler
iyi, olumlu bir iletişimle ve sevgiyle güzel bir şekilde oluşur ve yürür…
Bu sevgi dolu, olumlu iletişimlerin içinde, ilişkilerde en
önemli faktörlerden biri de işte o nedenle takdir. Yani o kişinin hayatındaki rolünün, yerinin
değerinin bilinmesi ve bunu karşı tarafa göstermek, iletmek…
Yıllar evvel, eğitimlerim ve seminerlerim için
kitapçıklarımı yaptırdığım bir yer vardı. Hemen hemen hep aynı yere gidip yaptırıyordum
onları. Burası ozalit ve baskı işlerini yapan bir kurumdu. Birkaç çalışanı vardı. Bir gün onlardan hiç
denk gelmediğim biri kitapçıklarımı yaptı. Ben karşısında durup beklerken onun
kitapçıkları hazırlayışını izledim.
Önce fotokopileri düzgün bir şekilde çekiyor, onları birleştirip
özenle yerleştiriyordu. Sonra telle hazırlayıp kitapçık haline getiriyordu. Ancak
yapış şekli o kadar itinalı ve özenliydi ki hayret etmekten kendimi alamadım. Daha
önce pek çok kez başkalarını bunu yaparken izlemiştim. Diyebilirsiniz ki ne var
bunda alt tarafı fotokopi. Ama öyle değil işte. Mesela bazen kapakların
renkleri birbirini tutmazdı. Yapan
kişiye rica eder, aynı seminer için dağıtılacak renkli kapakların farklı değil
aynı olması gerektiğini hatırlatırdım. Ya da sayfalarda yazı dışında bir iz
olmaması gerekirdi. Fotokopi makinası bazen hatalı şekilde gölgeli yapabiliyor
sayfaları. Bunun gibi pek çok detay var işin içinde.
Bu genç kişi ise bunların her birine kendi kendine özen
gösteriyor, titiz bir şekilde çalışıyordu. Ayrıca zımbaladığı sayfalar olan bir
kağıt grubum vardı. Zımba için kağıtları öyle bir hizaladı ki tam tamına
kusursuzdu.
Ben işte tüm bu işlemleri onun işine olan saygısını ve özenini izleyerek takip ettim. Ve işlem bitince ona dönüp dedim ki.” Sen işini o kadar özenle ve güzel yapıyorsun ki… Gerçekten çok teşekkür ederim. Bugüne kadar bu işi yapan en iyi çalışan olduğunu düşünüyorum.” Bunu duyan genç arkadaşın yüzünün aydınlandığını hala hatırlıyorum. Gülümseyip teşekkür etti bana.
Yapılan hiçbir işin basitliği ya da zorluğu değerini belirlemez.
Her yapılan, emek verilen iş değerlidir. Yapan kişi de. İşte hele işine saygısı
olan, özen gösterip emek veren herkes ayrıca kattığı değer nedeniyle çok daha
değerlidir.
Ben her seminerde, o fotokopiyi çeken ve kitapçıkları
hazırlayan kişileri de hatırlayarak içimden onlara teşekkür ederim. Çünkü onlar
olmasa o kitapçıkları ben katılımcılara ulaştıramam.
Markette çalışan biri olmasa market bana alışverişlerimi gönderemez. Pastane olmasa seminerde misafirlerime moladaki yiyecekleri sunamam. (Çalıştığım ve vaktim olmayacağı için büyük ihtimalle) Hayatımızın her alanında var olan ve hayatımıza katkıda bulunan insanları sayıp örneklendirebiliriz bunun gibi…
İş yerinde çalışanları olmasa, o iş sahibi, isterse holding
olsun, kendi başına o işleri yapamaz.
Yani hayatta her şeyi tek başımıza yapamayız. Bu mümkün
değil. Birbirimizin varlığına her zaman ihtiyacımız var. Bir bütünün
parçalarıyız başta da dediğim gibi. Her
biri ayrı bir şekilde lazım olan parçalar. Bütünü oluşturan özel, kendine özgü
ve değerli bireyler…
Yine yıllar evvel, bir meyveli soda firmasına mail atıp,
onların sodasının içtiğim en güzel meyveli soda olduğunu yazmıştım. Sadece
şikayet etmek değil, teşekkür de etmek lazım bence firmalara.
Beni birkaç gün sonra firmanın pazarlama müdürü aramıştı.
Şaşırmıştım, beklemiyordum böyle bir şey. Ben de onları şaşırtmışım anlaşılan :
) Telefon edip teşekkür etti mailim için ve bana sodanın kaynağının
doğallığını, tek tek nasıl özenle üretildiğini anlattı telefonda. Çok memnun
olmuşlar teşekkür ettiğim için.
Hayatın içinde yaşamımda bunun gibi daha pek çok örnek var.
Çöp kamyonuna denk gelirsem mesela, çöp toplayan arkadaşlara
mutlaka “Kolay gelsin.” derim.
Ya da hayatıma katkıda bulunan sağlığıma kavuşmaya ya da
sağlıklı kalmama yardım eden doktorlarıma mutlaka defalarca teşekkür ederim.
Hatta hastaneye başhekimliğe mail gönderdiğim olur teşekkürü yazılı yapmak için…
Ailemdeki bireylere ve dostlarıma da hayatımdaki yerleri için ne kadar şükran dolu olduğumu elimden geldiğince gösterdiğimi ya da söylediğimi düşünüyorum. Hayat bunları söyledikçe, sevgiyi paylaştıkça daha da güzel çünkü… Birbirimizi sevgiyle sarıp sarmalıyoruz bu şekilde…
Hayatınızda olan herhangi birine yaptığı güzel bir şey için teşekkür ettiğinizde, onun varlığının değerini bilip ona bunu hissettirdiğinizde ya da söylediğinizde, takdirinizi paylaştığınızda, o kişinin hayatına o an adeta güneşi doğdurursunuz. Işık sizin kalbinizden ona ve hayatına yayılır. Böyle bir şeyi duymak eminim herkesi ama herkesi mutlu eder. Yaşadığı an ve hayat onun için eminim daha anlam kazanır.
Bizler zaten yaratılış itibariyle çok değerliyiz. Tanrısal varlıklarız her birimiz. Tanrı’nın parçalarıyız. Değerimiz sonsuz. Ancak birlikte bu dünyada yaşadığımız için, başkalarının bize değerli olduğumuzu hissettirmesi, sevgiyi paylaşmak demek olduğu için, ihtiyacımız olmasa da çok anlamlı ve güzeldir.
Şimdi sizler bu yazımı okuyorsanız, kendi yaşamınıza bir göz
atın lütfen derim. Yeterince takdir görüyor musunuz hayatınızda olan ve yaşamına
sevgiyle katkıda bulunduğunuz insanlardan? İş yerinde yardım ettiğiniz bir
arkadaşınızdan, ya da yöneticinizden, patronunuzdan? Ya da ailenizin bireylerinden,
eşinizden hayatında olduğunuz ve sevgiyle hep yanında olduğunuz için? Ya da sorunlarını
dinlediğiniz, her zaman yardıma hazır bir omuz olduğunuz arkadaşınızdan? El ele
yan yana yürüdüğünüz insanlardan?
Peki siz hayatınızdaki insanların sizin hayatınıza olan
katkısını takdir ediyor, değerlerini biliyor ve onlara bunu gösteriyor musunuz?
Şimdi size şunu hatırlatmak isterim: Yaşam, siz ona ne
verirseniz, size onu geri verir. İyilik misliyle insana geri döner. Takdir ve
teşekkür de…
Siz insanlara değer verip, onlara takdirinizi
gösterdiğinizde, hayatlarınızda oldukları için teşekkür ettiğinizde, sevgi
yaydığınızda bu, evrenden de size başka başka insanlardan geri döner. Takdir ve
değer görürsünüz.
Bu yazıyla amacım, bugün sizlerle birlikte bir farkındalık yaratmak.
Birlikte olduğumuz insanların hayatımızdaki katkılarını şöyle
bir düşünelim… Emeklerini görelim. Varlıklarının değerini fark edelim.
Biz kendimiz başkalarının hayatına neler katıyoruz fark
edelim.
Hatta bunun için kendimizi takdir edelim. Bu kendini
beğenmişlik değil. Özfarkındalık. Bazen insanlar kendi değerlerini de fark edemeyebiliyorlar.
Başkalarının hayatlarına neler katıyorlar fark edemeyebiliyorlar. İşte bunu
fark etmek, insanın kendi kendini de anlamasına ve yine daha mutlu olmasına
yardım eder.
Yıllar evvel bir mail almıştım. Kanserken iyileşmiş bir
hanım bana mail göndermiş. Şöyle yazmış: “Ben sizin kitabınız sayesinde kanseri
yendim. Siz kitabınızda, ‘Gerçekten iyileşmeyi ister ve inanırsanız, doğru tedavi,
doğru doktor, doğru yöntemi de bulursunuz ve mutlaka iyileşirsiniz. Yeter ki
isteyin ve inanın.’ yazmışsınız. İşte ben de bu sayede, sizin dediklerinizi
uygulayarak doğru doktor doğru tedaviyle iyileştim. (Oysa Işık Hep Vardır, Şifa
bölümü) http://www.duygusalarinma.com/tr/kitap
Maili gözyaşları içinde okudum. Bir yazar için, üstelik
insanlara faydası olsun diye yazılmış bir kitap yazarı için, bundan büyük
mutluluk olur mu? Dedim ki kendi kendime: “İpek, bu kitaptan bir kişi bile
yararlanmışsa, işte yazma sebebin yerini bulmuş oldu.” Eminim daha pek çok yararlanan
olmuştur kitaptan, başka mailler, telefonlar da aldım kitapla ilgili, diğer
kitaplarımla ilgili de… Ama bu mail unutamadıklarımdandır…
İnsanların mutluluğuna, yaşamına katkıda bulunsun diye
yazdığım blog yazıları ya da çekilen videolarla ilgili de gelen geri
bildirimler benim için o emeğin mutlu geri dönüşü olur hep.
İlk kitabımı 5 yılda yazmıştım. Yapılan araştırma, yıllar
süren eğitimler ve ön çalışmaları saymıyorum bile. Her kitap 6 ay-1 yıl arası
sürer en az bir yazar için. Birkaç
saatte okunan bir kitabın arkasında büyük emek vardır.
Sizlerin 6 dakika olarak seyrettiğiniz bir video için 6 gün
çalışılır emek verilir. Ön hazırlıkları, çekimi, montajı, yayınlanması…
2 saat olarak seyrettiğimiz bir dizi için haftalarca
çalışılır. Senaryo yazılır, sahneler, set işçileri, tonlarca insan çalışır.
Çekimler günlerce sürer.
Bir doktorun bir hastalığa doğru teşhisi koyabilmesinin ardında yıllarca okunan okullar ve büyük emek vardır.
Eminim bu herkes için böyledir. Yapılan her iş için de…
Hangi dalda olursa olsun.
Her işin arkasında emek vardır.
Her dostun yüreğinde sevgi, bize kendi hayatından ayırdığı
zaman…
Ailemizle, dostlarımızla, çevremizde hayatımızda olan
herkesle…
Birbirimizin hayatına emeğimizi katarız, zamanımızı,
yüreğimizi, sevgimizi…
İşte bunu yaparken de, diyorum ki, birbirimizin varlığının
yerini, değerini görelim. Fark edelim. Kanıksamayalım. Herkes hayatımızda ayrı
bir lütuf.
Görelim. Ve birbirimize de bunu gösterelim. Sevgimizle,
dilimizle, yüreğimizle…
Sevgiyle,
İpek Cihan Bilgin
İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:
http://www.duygusalarinma.com
http://icbakademi.com/
Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır
(c) copyright İpek Cihan Bilgin









