18 Mart 2021 Perşembe

Pandemide aşk...

 



Pandemi sürecinde, çeşitli kısıtlamalar yaşanan, evlerden çıkamadığımız şu dönemlerde insanın yeni biriyle tanışması, bir ilişki yaşaması mümkün mü?

Çalışmalarıma katılan arkadaşlardan zaman zaman “Biriyle nasıl tanışabilirim ki pandemide?” gibi sorular duyuyorum… Sanki insanın hayatına bu dönemde kimse giremez, kimseyle tanışılamaz, imkansız gibi algılıyor bazı insanlar anladığım kadarıyla bu durumu…

İşte bu yazıyı da bu sorulardan dolayı yazmaya karar verdim... Belki bu tip soruları olan, yalnız olup ilişki yaşayamama endişesi ve üzüntüsü taşıyan arkadaşlar varsa onlara da bir ışık olur diye…

Öncelikle şunu tekrar hatırlatmak isterim ki yaşamda imkansız yoktur… Her şey mümkün…

Konu ne olursa olsun, sonsuz ve sınırsız potansiyeller, yollar olduğunu hatırlarsak, hayata sınırlı bir bakış açısı ve sabit fikirlerle bakmaz, geniş ve yüksek bir açıdan bakarsak, bizim için sorun olan her şeyin de bir çözümü olduğunu görebilir, fark edebiliriz.

Einstein’in çok sevdiğim bir sözü vardır. Der ki Einstein, “Hiçbir sorun, onu yaratan bilinç seviyesiyle çözülemez.” Yani bir sorunu çözmek istiyorsak, mutlaka ve mutlaka başka bir bakış açısıyla bakmalı, başka bir düşünüş şekliyle görmeliyiz.

Yani imkansız yoktur. Sadece kısıtlı bakış açıları vardır…

Ayrıca Ausey’in de bunun için çok değerli, çok güzel bir sözü var: “Kendi gerçeğini bul, zaten imkansız yoktur…”

O nedenle konu her ne olursa olsun, isterse pandemide hayatında yeni bir aşk, ilişki oluşturmak olsun, ister başka bir şey, soru “Böyle bir şeyin gerçekleşmesi mümkün mü?” olduğunda, cevap “Evet mümkün.” olacaktır…

Gelelim yollara… “Peki nasıl?” a…  

Evet kısıtlandığımız bir dönemdeyiz. Çoğumuz evlerden online çalışıyoruz artık. İnsanlarla görüşmüyoruz. Korona oluruz, virüs bulaşır endişesiyle yeni insanları bırak, arkadaşlarımızla bile görüşemiyoruz… Peki bu dönemde biriyle tanışmak nasıl olur ki?

Bu sorunun cevabını vermeden önce şöyle bir şeyin de altını çizmek isterim:

Bir insan yalnız yaşayabilir ve çok mutlu olabilir. Bu da bir seçenek. Ya da şu anda ilişkisi yoktur ama bilir ki yarın öbür gün, günün birinde olacak. Bununla ilgili bir kaygı taşımaz, mutsuz etmez kendini… Bu çok normal ve bu şartlar için de güzel bir bakış açısı… Hayat değişik süreçlerden oluşuyor. Kimi insan evlenip hayat boyu bir evliliği sürdürebiliyor. Kimi insan evlenip boşanıp bir daha evlenmiyor ama ilişkiler yaşayabiliyor. Kimisi ikinci evliliğini yapıyor… İnsan karakteri kadar çeşitli bu hayat şekilleri. Çok daha değişik çeşitlerde örnekler de verilebilir. Mesela 30 yıldır birlikte yaşayan ama imza atıp evlenmemiş çok mutlu çift tanıyorum. İkisi de bekar. Evliliğe inanmadıkları için, kendilerine ait seçtikleri bu olduğu için. Herkes nasıl mutluysa onu seçmeli elbette… Demek istediğim şu ki; Hangi tür hayat yaşarsanız yaşayın, yalnız ya da bir tür birliktelik içinde, mutluysanız sorun yok demektir.



Ama diyelim ki yalnızsınız ve hayatınızda biri olsun istiyorsunuz. İşte pandemi dönemi de buna aslında engel değil.

Sadece diğer zamanlara göre daha çok dikkat edilmesi gereken bir durum yeni bir ilişki oluşturmak…

Yıllar evvel Icq denilen bir sohbet programı vardı. Internetin ilk çıktığı, yeni yeni yaygınlaştığı dönemlerde. Icq sayesinde tanışıp evlenen insanlar var. Ya da MSN’i hatırlayanlarınız vardır. O sayede tanışıp evlenenler de… İnternette akıllı telefonda oyun oynarken o oyundan biriyle tanışıp yıllardır beraber ve mutlu olan insanlar tanıyorum…  Ya da gittiği kafede bir arkadaşının arkadaşı ile tanışıp hem de pandemi döneminde, çıkmaya başlayan kişiler de biliyorum. Sosyal medya sayesinde arkadaşının arkadaşı ile tanışıp ilişki yaşamaya başlayan insanlar da…

Yetişkin kişiler eminim bu süreçte tanıştığı insanlarla bir araya gelmekle ilgili koronaya dair riskleri biliyordur, bunu anlatmama gerek yok bence. Ama anlatmak istediğim şey, bu dönemde de birileriyle tanışılabilir.

Ne demiştik: İmkansız yok.

Sadece buna inanmak lazım.

Çalışmalarıma gelen insanlarla ilişkiler konusunu çok çalışırız. Çok değişik tanışma şekilleri duydum… Mucizevi gibi olanlar var içlerinde.

Pandemi olması şartları değiştiriyor gibi görünse de evrensel yasalar her zaman aynı çalışır. Çekim Gücü Yasası da. Yani bir kişi hayatında yeni güzel bir ilişki, mutlu bir aşk istiyorsa tek yapması gereken bunu yürekten istemek ve olabileceğine inanmaktır. Gerisini evren halledecektir… : )

Ayrıca her şeyin evrende güzel bir zamanı, doğru bir zamanı vardır. Hayatta olmasını istediğin şeyin gerçekleşeceğini bilmek ve bunun için Tanrı’ya güvenmek gerek. Doğru zamanda doğru şartlarda gerçekleşeceğine güvenmek.   

Bir de şöyle değişik bir bakış açısı getirmek istiyorum ilişkilerle ilgili… Bazı dönemler bizler değişiriz. Gelişir olgunlaşırız. Pandemi dönemi de öyle bir dönem olabilir bizler için. Kendimizi geliştirmek, değiştirmek, daha iyiye, olgunluğa mutluluğa götürmek için kullanabileceğimiz bir dönem. İçimize dönüp kendimizi daha iyi tanımak, ne istediğini ne istemediğini bilmek, keşfetmediğin köşelerini keşfetmek için güzel bir dönem olabilir. Bu dönemi bu şekilde kullanabiliriz.

Kişi işte böyle bir değişim geçirdiğinde, kendini daha iyi anladığında ve keşfettiğinde, yaşamdaki seçimlerini daha iyi yapabilecektir. Karşısına çıkan insanlar içinde de kendisi için en doğru, onu en mutlu edebilecek insanı daha iyi seçebilecektir.

Ve belki de bu kişi belki birkaç ay sonra gelinen bir zaman diliminin içinde onu bekliyor olacaktır.

Çok mutlu bir hayat için, birkaç ay beklemeye değmez mi?

Değer elbette…

O yüzden şimdi sözüm yalnız olup hayatında yeni birini isteyenlere:

Kendinizi hiç üzmeyin. Hayat harika fırsatlarla, çok güzel insanlarla, mucizelerle, güzel sürprizlerle dolu. Her an kimin nereden geleceğini, nasıl sürpriz şekillerle tanışacağınızı bilemezsiniz. Bunu istiyorsanız, sadece buna hazır ve açık olun. Kendinizi geliştirmeye, ilerletmeye zaman tanıyın.  Kendinizle ilgilenin. Bakın kendinize, sevin kendinizi… Kendinizle güzel zaman geçirin.

Böylece o kişi, her kimse sizi mutlu edecek, çıkıp geldiğinde hayatınıza, tanıştığınızda, siz en güzel halinizde olabilir, bir ilişkiye hazır olabilirsiniz. O an biliyorum ki yüreğinizden onun en doğru an olduğunu hissedeceksiniz. Ve yepyeni bir aşka, mutlulukla, yüreğinizin pırıltısıyla yelken açabileceksiniz…

 

Sevgiyle,

İpek Cihan Bilgin

 

 

İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:


http://www.duygusalarinma.com
http://icbakademi.com/


Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır



(c) copyright İpek Cihan Bilgin

 

 

 

 

22 Şubat 2021 Pazartesi

Nasa'nın aracı Rover Perseverance'ın Mars'a inişiyle ilgili birkaç bilgi...



18 Şubat Perşembe Türkiye saatiyle 23.55’te Nasa’nın robotu Rover Perseverance Mars‘a iniş yaptı bildiğiniz gibi.

Birçok kanal Nasa‘dan Youtube üzerinden canlı yayınladı inişi...

Ben de heyecanla seyrettim.

Bu tür olaylara tanık olmak, Dünya tarihine tanık olmak demek aslında... O yüzden de çok önemli bence...

*Nasa daha önce Mars’a pek çok kez araç göndermiş. 1960’lardan beri sürüyor Mars projesi. Ancak bazıları başarılı olmuş bazıları olamamış. Bu araçlardan tekerlekli olup hareket edenlere Rover deniliyor. Perseverance da bir Rover.

*Bu inişin pek çok önemli özelliği var. Biri de uzayda, başka bir gezegende ilk defa bir aracın uçacak olması. Perseverance ile birlikte 1.8 kg ağırlığında da bir helikopter gönderildi Mars’a. O helikopter önden uçup yerleri keşfedecek ve Perseverance da one göre gezeceği yeri tespit edip o yönde ilerleyecekmiş.

*Perseverance’ın indiği yer de farklı bir önem taşıyor.

Burası bir krater ve bir zamanlar gölmüş ve gölün özelliği de bizim Salda gölüyle aynıymış. Hatta Nasa’dan bir ekip Türkiye’ye gelip Salda gölünü incelemiş.

Nasa Mars’ta bir zamanlar hayat olup olmadığını bu indiği noktada incelemeye çalışacakmış. Daha önce göl olmuş bir yer hayat kalıntılarını da barındırır diyor Nasa yetkilileri.

*Mars’ın atmosferi önceden, dünyadaki gibi, suyun stabil durabilmesini sağlayacak manyetizmaya sahipmiş, ancak sonradan bozulmuş çeşitli sebeplerden ve suyu tutamamış, gezegen kurumuş ve soğumuş. Yani ‘Su varsa bir zamanlar, hayat da olmuş olabilir’ diyor Nasa...

*Rover’ın yanındaki kameraları Nasa’da görevli bir Türk doktor tasarlamış. Son derece gurur verici...

Umarım Mars projesi insanlığın hayrına olacak şekilde gelişir...

Bizim, Dünya dışında hayat var mı, oralarda neler olup bitiyor diye evreni araştırmamız çok güzel bir gelişme elbette, çok heyecan verici... Ama dediğim gibi aslında önemli olan tek şey iyilik içermesi, insanlığa faydalı olması... Umarım öyle olur...

Ve bakalım Mars’tan ne haberler gelecek, geçmişte yaşam var mıymış, bulacak mı Perseverance bununla ilgili bir şeyler?

Siz ne dersiniz? Oralarda bir yerlerde farklı yaşamlar var mı sizce?

Sevgiyle,

İpek Cihan Bilgin

(Foto, Perseverance’ın inerken çektiği ilk Mars resmi)


İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:


http://www.duygusalarinma.com
http://icbakademi.com/


Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır



(c) copyright İpek Cihan Bilgin

 

 


19 Şubat 2021 Cuma

İnsanlar sizin değerinizi bilip sizi takdir ediyor mu? Takdir etmek ve edilmek üzerine birkaç söz...




Hepimiz yeryüzünde birbirimize bağlı yaşıyoruz. Bir küçük dünya bir kocaman insanlık… Bir bütünün parçalarıyız hepimiz. Ve her birimiz, birbirimizin hayatlarında bir yapbozun parçaları gibi yer alıp hayatlarımızı tamamlıyoruz.

İnsan sosyal bir varlık. Doğal yapısı yalnız değil, birlikte yaşamaya yönelik.

Biz birilerinin hayatlarına katkıda bulunuyoruz, birileri bizim hayatımıza… Başkalarını destekliyoruz, hayatlarını kolaylaştırıyoruz ve onların yaşamlarındaki yerleri tamamlıyoruz. Başkaları da bizim. Seviyor ve seviliyoruz. Birlikteliklerle zengin hayatlarımız.

Peki bu birliktelikler içinde, başkalarının hayatlarının içindeki rollerimizde, onların hayatına kattıklarımız için yeterince takdir görüyor muyuz? Değerimiz başkaları tarafından biliniyor mu? Biliniyorsa da bu bize iletiliyor mu?

Sevgi dolu bir bağ ve sevgi dolu olumlu bir iletişim tüm bu birlikteliklerin sağlıklı ve mutlu olmasının ana anahtarı.

Yaşamdaki tüm birlikteliklerimizde arada sevgi olursa ve iletişimlerimiz buna paralel olarak sevgi dolu olumlu iletişimler olursa, ilişkiler sağlıklı, mutlu ve güzel oluyor.

İster aile içi ilişkiler olsun, ister iş ilişkisi, ya da arkadaşlık, dostluk… Hatta sadece karşılaştığımız ve alışveriş yaptığımız insanlar… Çevremizdeki iletişim içinde olduğumuz kim olursa olsun… Tüm ilişkiler iyi, olumlu bir iletişimle ve sevgiyle güzel bir şekilde oluşur ve yürür…

Bu sevgi dolu, olumlu iletişimlerin içinde, ilişkilerde en önemli faktörlerden biri de işte o nedenle takdir.  Yani o kişinin hayatındaki rolünün, yerinin değerinin bilinmesi ve bunu karşı tarafa göstermek, iletmek…

Yıllar evvel, eğitimlerim ve seminerlerim için kitapçıklarımı yaptırdığım bir yer vardı. Hemen hemen hep aynı yere gidip yaptırıyordum onları. Burası ozalit ve baskı işlerini yapan bir kurumdu.  Birkaç çalışanı vardı. Bir gün onlardan hiç denk gelmediğim biri kitapçıklarımı yaptı. Ben karşısında durup beklerken onun kitapçıkları hazırlayışını izledim.

Önce fotokopileri düzgün bir şekilde çekiyor, onları birleştirip özenle yerleştiriyordu. Sonra telle hazırlayıp kitapçık haline getiriyordu. Ancak yapış şekli o kadar itinalı ve özenliydi ki hayret etmekten kendimi alamadım. Daha önce pek çok kez başkalarını bunu yaparken izlemiştim. Diyebilirsiniz ki ne var bunda alt tarafı fotokopi. Ama öyle değil işte. Mesela bazen kapakların renkleri birbirini tutmazdı.  Yapan kişiye rica eder, aynı seminer için dağıtılacak renkli kapakların farklı değil aynı olması gerektiğini hatırlatırdım. Ya da sayfalarda yazı dışında bir iz olmaması gerekirdi. Fotokopi makinası bazen hatalı şekilde gölgeli yapabiliyor sayfaları. Bunun gibi pek çok detay var işin içinde.


Bu genç kişi ise bunların her birine kendi kendine özen gösteriyor, titiz bir şekilde çalışıyordu. Ayrıca zımbaladığı sayfalar olan bir kağıt grubum vardı. Zımba için kağıtları öyle bir hizaladı ki tam tamına kusursuzdu.

Ben işte tüm bu işlemleri onun işine olan saygısını ve özenini izleyerek takip ettim. Ve işlem bitince ona dönüp dedim ki.” Sen işini o kadar özenle ve güzel yapıyorsun ki… Gerçekten çok teşekkür ederim. Bugüne kadar bu işi yapan en iyi çalışan olduğunu düşünüyorum.” Bunu duyan genç arkadaşın yüzünün aydınlandığını hala hatırlıyorum. Gülümseyip teşekkür etti bana.

Yapılan hiçbir işin basitliği ya da zorluğu değerini belirlemez. Her yapılan, emek verilen iş değerlidir. Yapan kişi de. İşte hele işine saygısı olan, özen gösterip emek veren herkes ayrıca kattığı değer nedeniyle çok daha değerlidir.

Ben her seminerde, o fotokopiyi çeken ve kitapçıkları hazırlayan kişileri de hatırlayarak içimden onlara teşekkür ederim. Çünkü onlar olmasa o kitapçıkları ben katılımcılara ulaştıramam.

Markette çalışan biri olmasa market bana alışverişlerimi gönderemez. Pastane olmasa seminerde misafirlerime moladaki yiyecekleri sunamam. (Çalıştığım ve vaktim olmayacağı için büyük ihtimalle) Hayatımızın her alanında var olan ve hayatımıza katkıda bulunan insanları sayıp örneklendirebiliriz bunun gibi…

İş yerinde çalışanları olmasa, o iş sahibi, isterse holding olsun, kendi başına o işleri yapamaz.

Yani hayatta her şeyi tek başımıza yapamayız. Bu mümkün değil. Birbirimizin varlığına her zaman ihtiyacımız var. Bir bütünün parçalarıyız başta da dediğim gibi.  Her biri ayrı bir şekilde lazım olan parçalar. Bütünü oluşturan özel, kendine özgü ve değerli bireyler…

Yine yıllar evvel, bir meyveli soda firmasına mail atıp, onların sodasının içtiğim en güzel meyveli soda olduğunu yazmıştım. Sadece şikayet etmek değil, teşekkür de etmek lazım bence firmalara.

Beni birkaç gün sonra firmanın pazarlama müdürü aramıştı. Şaşırmıştım, beklemiyordum böyle bir şey. Ben de onları şaşırtmışım anlaşılan : ) Telefon edip teşekkür etti mailim için ve bana sodanın kaynağının doğallığını, tek tek nasıl özenle üretildiğini anlattı telefonda. Çok memnun olmuşlar teşekkür ettiğim için.

Hayatın içinde yaşamımda bunun gibi daha pek çok örnek var.

Çöp kamyonuna denk gelirsem mesela, çöp toplayan arkadaşlara mutlaka “Kolay gelsin.” derim.

Ya da hayatıma katkıda bulunan sağlığıma kavuşmaya ya da sağlıklı kalmama yardım eden doktorlarıma mutlaka defalarca teşekkür ederim. Hatta hastaneye başhekimliğe mail gönderdiğim olur teşekkürü yazılı yapmak için…


Ailemdeki bireylere ve dostlarıma da hayatımdaki yerleri için ne kadar şükran dolu olduğumu elimden geldiğince gösterdiğimi ya da söylediğimi düşünüyorum. Hayat bunları söyledikçe, sevgiyi paylaştıkça daha da güzel çünkü… Birbirimizi sevgiyle sarıp sarmalıyoruz bu şekilde… 

Hayatınızda olan herhangi birine yaptığı güzel bir şey için teşekkür ettiğinizde, onun varlığının değerini bilip ona bunu hissettirdiğinizde ya da söylediğinizde, takdirinizi paylaştığınızda, o kişinin hayatına o an adeta güneşi doğdurursunuz. Işık sizin kalbinizden ona ve hayatına yayılır. Böyle bir şeyi duymak eminim herkesi ama herkesi mutlu eder. Yaşadığı an ve hayat onun için eminim daha anlam kazanır.

Bizler zaten yaratılış itibariyle çok değerliyiz. Tanrısal varlıklarız her birimiz. Tanrı’nın parçalarıyız. Değerimiz sonsuz. Ancak birlikte bu dünyada yaşadığımız için, başkalarının bize değerli olduğumuzu hissettirmesi, sevgiyi paylaşmak demek olduğu için, ihtiyacımız olmasa da çok anlamlı ve güzeldir.

Şimdi sizler bu yazımı okuyorsanız, kendi yaşamınıza bir göz atın lütfen derim. Yeterince takdir görüyor musunuz hayatınızda olan ve yaşamına sevgiyle katkıda bulunduğunuz insanlardan? İş yerinde yardım ettiğiniz bir arkadaşınızdan, ya da yöneticinizden, patronunuzdan? Ya da ailenizin bireylerinden, eşinizden hayatında olduğunuz ve sevgiyle hep yanında olduğunuz için? Ya da sorunlarını dinlediğiniz, her zaman yardıma hazır bir omuz olduğunuz arkadaşınızdan? El ele yan yana yürüdüğünüz insanlardan?

Peki siz hayatınızdaki insanların sizin hayatınıza olan katkısını takdir ediyor, değerlerini biliyor ve onlara bunu gösteriyor musunuz?

Şimdi size şunu hatırlatmak isterim: Yaşam, siz ona ne verirseniz, size onu geri verir. İyilik misliyle insana geri döner. Takdir ve teşekkür de…

Siz insanlara değer verip, onlara takdirinizi gösterdiğinizde, hayatlarınızda oldukları için teşekkür ettiğinizde, sevgi yaydığınızda bu, evrenden de size başka başka insanlardan geri döner. Takdir ve değer görürsünüz.

Bu yazıyla amacım, bugün sizlerle birlikte bir farkındalık yaratmak.


Birlikte olduğumuz insanların hayatımızdaki katkılarını şöyle bir düşünelim… Emeklerini görelim. Varlıklarının değerini fark edelim.

Biz kendimiz başkalarının hayatına neler katıyoruz fark edelim.

Hatta bunun için kendimizi takdir edelim. Bu kendini beğenmişlik değil. Özfarkındalık. Bazen insanlar kendi değerlerini de fark edemeyebiliyorlar. Başkalarının hayatlarına neler katıyorlar fark edemeyebiliyorlar. İşte bunu fark etmek, insanın kendi kendini de anlamasına ve yine daha mutlu olmasına yardım eder.

Yıllar evvel bir mail almıştım. Kanserken iyileşmiş bir hanım bana mail göndermiş. Şöyle yazmış: “Ben sizin kitabınız sayesinde kanseri yendim. Siz kitabınızda, ‘Gerçekten iyileşmeyi ister ve inanırsanız, doğru tedavi, doğru doktor, doğru yöntemi de bulursunuz ve mutlaka iyileşirsiniz. Yeter ki isteyin ve inanın.’ yazmışsınız. İşte ben de bu sayede, sizin dediklerinizi uygulayarak doğru doktor doğru tedaviyle iyileştim. (Oysa Işık Hep Vardır, Şifa bölümü) http://www.duygusalarinma.com/tr/kitap

Maili gözyaşları içinde okudum. Bir yazar için, üstelik insanlara faydası olsun diye yazılmış bir kitap yazarı için, bundan büyük mutluluk olur mu? Dedim ki kendi kendime: “İpek, bu kitaptan bir kişi bile yararlanmışsa, işte yazma sebebin yerini bulmuş oldu.” Eminim daha pek çok yararlanan olmuştur kitaptan, başka mailler, telefonlar da aldım kitapla ilgili, diğer kitaplarımla ilgili de… Ama bu mail unutamadıklarımdandır…

İnsanların mutluluğuna, yaşamına katkıda bulunsun diye yazdığım blog yazıları ya da çekilen videolarla ilgili de gelen geri bildirimler benim için o emeğin mutlu geri dönüşü olur hep.  

İlk kitabımı 5 yılda yazmıştım. Yapılan araştırma, yıllar süren eğitimler ve ön çalışmaları saymıyorum bile. Her kitap 6 ay-1 yıl arası sürer en az bir yazar için.  Birkaç saatte okunan bir kitabın arkasında büyük emek vardır.

Sizlerin 6 dakika olarak seyrettiğiniz bir video için 6 gün çalışılır emek verilir. Ön hazırlıkları, çekimi, montajı, yayınlanması…

2 saat olarak seyrettiğimiz bir dizi için haftalarca çalışılır. Senaryo yazılır, sahneler, set işçileri, tonlarca insan çalışır. Çekimler günlerce sürer.

Bir doktorun bir hastalığa doğru teşhisi koyabilmesinin ardında yıllarca okunan okullar ve büyük emek vardır.

Eminim bu herkes için böyledir. Yapılan her iş için de… Hangi dalda olursa olsun.

Her işin arkasında emek vardır.

Her dostun yüreğinde sevgi, bize kendi hayatından ayırdığı zaman…

Ailemizle, dostlarımızla, çevremizde hayatımızda olan herkesle…

Birbirimizin hayatına emeğimizi katarız, zamanımızı, yüreğimizi, sevgimizi…

İşte bunu yaparken de, diyorum ki, birbirimizin varlığının yerini, değerini görelim. Fark edelim. Kanıksamayalım. Herkes hayatımızda ayrı bir lütuf.

Görelim. Ve birbirimize de bunu gösterelim. Sevgimizle, dilimizle, yüreğimizle…

Sevgiyle,

İpek Cihan Bilgin

 

İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:


http://www.duygusalarinma.com
http://icbakademi.com/


Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır



(c) copyright İpek Cihan Bilgin

 

 

 

13 Şubat 2021 Cumartesi

Aşk...


 

Aşk yalnız karşı cinse hissettiğimiz bir şey mi?

Tariflere, sözlere sığmayan, sonsuz boyutlarda yaşanan… Hayatın kaynağı, ruhumuzun dayanağı olan aşk… Yaşama nedenimiz olan aşk…

O öyle yoğun bir sevgi ki... Öyle saf, öyle güçlü ve öyle parlak ki... Ve yeryüzünde çok farklı birçok şeye karşı hissedebiliyor insan... Aşk farklı farklı yüzlerle çıkıyor insanın karşısına... Farklı farklı şekillerle...

Bakıyorsun bir şarkı, bir beste oluyor seni alıp götürüyor başka boyuta... Kemanın sesi, piyanonun tuşu... Bakıyorsun bir çocuğun masum gülümsemesi, sarılışı oluyor kalbinin en derinini titreten...

Bakıyorsun annenin eli oluyor, babanın sesi... Kucağında uyuyan kedin... Ya da köpeğin... 

Bazen dalıp gittiğin masmavi gökyüzü... Ya da denizin kokusu, köpüğü, dalgası... Beyaz bir papatyanın yaprağı... Bir ressamın tuvali, boyası... Bir balerinin zarif dansı... Bazen güzel bir heykel... Bir şiirin dizesi…

Belki güzel bir yemek, severek yapılmış bir küçük kurabiye ya da güzel kokan bir meyve...

Bazen bir ülke... Yaşadığın şehir... Ya da gittiğinde hep mutlu hissettiğin küçük bir kasaba... Bazen de kurduğun bir hayal... İçine çok istediğin, sevdiğin şeyleri koyduğun rengarenk bir hayal...

Ya da işte sadece birinin, sevdiğin adamın ya da kadının varlığı, sarılışı, dokunuşu oluyor sana... Ondan sana senden ona akan... Dupduru, hesapsız, beklentisiz...  

Her değişik hali seni alıp götürüyor, farklı boyutlara, farklı duygulara, en yükseklere… Mutluluğun en çoğuna, duygunun en yoğununa… En safına, en yücesine, en güzeline…

Ve hepsi de aslında, seni ve her şeyi Yaratan’ın yansıması olarak varlığını sürdürüyor...

Tüm aşklar... Aşkın tüm halleri... Yaratan’ın sana ve tüm yarattıklarına olan Sevgisi’nden, Aşk’ından doğup akıyor sonsuz bir pınar gibi...

Dünyayı dolduruyor... Evreni dolduruyor... Akıyor akıyor akıyor... Pırıl pırıl...

Çeşitli renklerde. Çeşitli şekillerde...

Sonsuz.

Aşk;  o en güzel olan.

Hep var ve var olacak olan…


 

Sevgiyle,

İpek Cihan Bilgin

 



İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:


http://www.duygusalarinma.com
http://icbakademi.com/


Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır



(c) copyright İpek Cihan Bilgin

 

 

29 Ocak 2021 Cuma

Dünyada hepimiz birbirimize karşı sorumluyuz...




 Dün beni, annesini bir ay önce kaybetmiş genç bir hanım aradı. Annesi 60 yaşında korona nedeniyle bir hafta içinde hayatını kaybetmiş… Bu genç hanım yaşadığı travmayı atlatamamış elbette, annesini her gece rüyasında gördüğünü söyledi… Uzun uzun konuştuk… Onu dinlerken acısını derinden hissettim. Babası da aynı süreçte korona olmuş ama hafif geçirmiş ve iyileşmiş. Kendisine ise hiç geçmemiş… Testleri hep negatif çıkmış. Hatta annesine refakatçi bile olmuş hastanede… Ama yine de ona geçmemiş koronavirüs. İşte tıbbın açıklayamadığı bir durum bu maalesef. Neden birine geçerken diğerine hiç bulaşmıyor… Aynı evin içinde, hatta aynı hastanede oldukları halde…

Bugün Bağdat caddesinde yürüyüşe çıktım.  Yürüyüş, egzersiz, sporun hangi türü olursa olsun bedene iyi geliyor. Ben de bunu bildiğim ve yürüyüşü sevdiğim için de her gün olmasa da haftada birkaç gün yürümeye çalışıyorum. Bugün de yürüyüşüme değişik bir rut olarak Bağdat Caddesini seçtim.

Ve caddedeki insan kalabalığını görüp çok şaşırdım... Hem de üzüldüm.

Diyebilirsiniz ki onlar da senin gibi yürüyüşe çıkmıştır.

Olabilir tabi… Bunda bir sorun yok bence…

Benim gördüğüm ve üzüldüğüm tablo şuydu:

İnsanlar ikili, üçlü hatta daha fazla gruplar halinde geziyorlardı… Banklarda arkadaşlarıyla oturup bir şeyler yiyip içiyorlar, yiyip içtikleri için maskeleri haliyle çenede duruyor, bir yandan sohbet ediyorlardı… Kafe ve restoranların önünde de yiyecek almak için uzun kuyruklar oluşmuştu. Sosyal mesafe maalesef hiçe sayılmış halde, kuyruklarda insanlar dip dibe bekliyorlardı… Kalabalığı tarif edemem.

Yaya geçitlerinde güruh halinde karşıya geçiliyordu. Sosyal mesafe yine önemsiz, herkes dip dibe..

Gel de üzülme… Bir yıldır süren, dünyada her yeri etkileyen. Milyonların öldüğü pandemiyi anlamamaya, idrak etmemeye, belki önemsememeye… Bunu gösteren her türlü harekete gel de şaşırma…

Mağazaların içi de ayrı bir durumdu. Nasıl kalabalıktı anlatamam… Ekonominin canlı olması açısından alışveriş edilmesi güzel elbette. Ama pandemiye dair bir önlem ve dikkat çerçevesinde yapılamaz mı bu? Yani mesela, belli sayıda insanlar girse diğerleri dışarıda beklese… Mağazalarda herkes iç içeydi… Sanki eski zamanlardaki gibi…

Yaş gruplarına gelince… O da ayrı konu… Çoluk çocuk, yaşlı genç herkes caddedeydi… Benim olduğum saat mesela 5 diyelim, yaş gruplarının yasağının başladığı saatler… Ama öyle değildi maalesef. Hiç kimse saate aldırış etmemiş görünüyordu…

Bir kural varsa ve herkesin iyiliği içinse hepimizin uyması daha güzel olmaz mı? Yoksa hem kendinin hem toplumun iyiliği için kurala uyan ve hayatı kısıtlanan insanlara haksızlık değil mi bu?  

Evde oturup saatlere riayet eden anneme de haksızlık… Evde oturan annelere babalara… Hasta olan, ölen insanlara ve yakınlarına da haksızlık… Doktorlara ve sağlık çalışanlarına da…

Pandeminin ciddiyetinin farkında olup, kurallara riayet eden kişilere de… Haksızlık, saygısızlık, ne derseniz deyin…

Biz dünyada hep birlikte varız… Hepimiz birbirimize bir şekilde bağlıyız.  Birimizin yaptığı her hareket tüm toplumu, herkesi, tüm dünyayı etkileyebiliyor işte bu nedenle… Kelebek etkisi gibi… O nedenle de aslında hepimiz birbirimizden sorumluyuz.

Yani caddede, sokakta, nerede olursa olsun pandemiyi umursamaz şekilde davranan, kendi yaşamını ve başkalarının yaşamını önemsemeyen insanlar, bu hareketleriyle aslında dünyada pandeminin yayılmasının devamından da, hastalanan insanlardan da bir şekilde sorumlu bence…

Bunu suçlama gibi düşünmeyin. Dünyanın birliği içinde, hepimizin birbirine karşı sorumluluğu olduğu açısından düşünün.

Yaptığımız her hareketin birbirimizi etkilediği gerçeği açısından düşünün.

Bugün caddede yürürken, dün beni arayan genç arkadaşı düşündüm…  

Bugün gördüğüm tablo, onun gibi başka hayatları da etkilemeyecek mi?

Bir kafe sırasında dip bide beklerken, mağazada yanyana ürünlere mesafesiz durarak bakarken, dün koronavirüsü almış ama taşıdığını farketmeyen arkadaşla bankta oturup maskesiz sohbet ederken, koronvirüs yayılmaya devam etmeyecek mi?   Başka hayatları üzmeyecek mi?

Bu yazıyı okuyanlarınızdan ricam şu:

Sizler bu konuda uyanık olursanız. Durumu tekrar bir hatırlarsanız. Yakınlarınıza da hatırlatabilirsiniz.

Evet bunaldık. Evet çok uzun sürdü. Ama işte biraz daha dayanalım hep birlikte…

Aşılar başladı. Güzel günler yakın. Gün sayıyoruz artık birbirimize, dostlarımıza, normal hayatımıza kavuşacağımız günlere…

O zaman geldiğinde doya doya sohbet ederiz. Sarılırız birbirimize. Görüşürüz. Kafelerde buluşuruz istersek. Her mağaza bizim, girip doyasıya alışveriş yapar, ya da sadece gezer vitrin bakarız dipbibe…

Ama henüz değil. Daha değil.

Biraz daha sabredelim. Kendimizi tutalım.

Hem kendimizi, hem sevdiklerimizi, hem diğer insanları koruyalım.

Bu hepimizin sorumluluğu…

Bu sorumluluğumuza, insan olduğumuz için… Vicdanlı, akıllı, bilinçli olduğumuz için sahip çıkalım…

Çıkalım ki pandeminin yayılmasını engelleyebilelim.

Ve güzel günlere daha çabuk kavuşabilelim…

Görüşemediğimiz sevdiklerimize kavuştuğumuz, sağlıklı, mutlu, güzel günlere…

Sevgiyle,

İpek Cihan Bilgin

 


İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:


http://www.duygusalarinma.com
http://icbakademi.com/


Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır



(c) copyright İpek Cihan Bilgin