13 Şubat 2017 Pazartesi

Sevgililer Günü'nüz kutlu olsun...



İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:

http://www.duygusalarinma.com/

Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır
(c) copyright İpek Cihan Bilgin

Sevgiyi kutlamak...


 



“Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de 
 Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm..."
                         Louis Aragon

Yaşamı sevgiyle, neşeyle, huzurla, güzelliklerle sürdürmek, aslında yeryüzünde cennet gibi, harika bir yaşam sürmek de demek…

İnsanın hayatını sürdürürken elbette ki yaşadığı pek çok olumsuz durum da olabiliyor… Dünyanın şimdiki şartlarında, herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmamaya imkan var mı… İnsanın kendisi yaşamasa başkalarının yaşadıklarına tanık olabiliyor… Üzüntüler, acılar, maalesef hala var…
Ve tüm bu yaşanan olumsuzluklara rağmen, dünyayı yaşanabilir kılan tek şey SEVGİ’dir… Ve sevginin veçheleri… Neşe, keyif, ümit, sevinç, güzellik, bolluk, huzur, dinginlik gibi…

İnsan ne tür olumsuzlukla karşılaşırsa karşılaşsın, kendi yaşamını sevgiyle, neşeyle, ümitle, aşkla, güzelliklerle yaşamak isterse, mutlaka yaşamını aydınlık hale getirecek ve tüm bu istediklerini yaşamında oluşturabilecektir… Yaşamını sevgiyle doldurabilecektir…
“Sevgililer Günü”nün yaklaştığı bugünlerde, yaşamımızda aşk, ilişki olsun olmasın, yaşamın rutininde giderken, ya da olumsuz olaylarla karşılaşırken, güzel bir şeyleri kutlamak, yaşamak, sevinmek, sevmek için bir güzel bahanemiz var, değil mi… “Sevgililer Günü”, her şeye rağmen, sevgiyi, aşkı, kutlamak, neşelenmek, sevgiyle dolup taşmak için bir küçük fırsat belki de…

İşte ben de “Sevgililer Günü” için, bu kutlama fırsatını kullanalım, yaşamımızda belki sıradan geçen günler içinde, bugünü mutlu, neşeli, coşkulu -bir ilişkimiz olsun olmasın- sevgi dolu, aşk dolu bir gün haline getirelim diyorum…
İnsanın yaşamında, hayatını paylaştığı, sevdiği sevildiği birinin olması elbette çok güzel… Hayatı birlikte karşılamak, elele, yan yana, sevgiyle, aşkla yürümek, birlikte gülmek, birlikte zorlukları aşmak, birbirine güvenmek, neşeyle yaşamı birlikte daha güzel hale getirmek…

Ancak yaşam, bu tür bir ilişkisi olmayanlar için de her zaman çok güzel… Çünkü hiçbir zaman yalnız değiliz… Her daim sevdiğimiz, sevildiğimiz insanlar var hayatımızda… Biz aksini istemedikçe, yalnızlığı tercih etmedikçe de hep yanımızda olabilirler… Ailemiz, dostlarımız… Hayatımızdaki sevgi ve iyilik dolu diğer insanlar…
İster yaşamında özel biri, sevdiği ve sevildiği bir kişi olsun, ister olmasın, kişi Sevgililer Günü’nü en güzel şekliyle kutlamalı bence… Çünkü yaşamın kendisi güzel, çünkü, kişinin kendi varlığı güzel, çünkü SEVGİ’nin kendisi güzel… Ve her şartta kişi kendini bu güzelliğe layık görüp, o günü de mutlu geçirmeli…

Sevgiliniz varsa, hediyeden daha önemlisi, onunla mutlu olmak, yaşamı sevgiyle paylaşmak… Güzel, mutlu bir ilişkinin kendisi armağan zaten… Her iki taraf için de… Ama istiyorsak, hediye de alalım, çiçek de… Birlikte sevgiyle, neşeyle geçirelim günü… Kutlayalım…
Sevgiliniz yoksa da, günün kendisi güzel, anlamı güzel, siz kendiniz güzelsiniz… Değerlisiniz. Her güzelliği, mutluluğu, neşeyi yaşamayı hak ediyorsunuz… Böyle bakın güne… Kendinizi mutlu edecek şekilde geçirin günü… Sevdiğiniz şeyleri yapın, kalbiniz nerede olmak istiyorsa orada olun… Kendinizi mutlu edecek armağanlar alın, çiçek istiyorsanız çiçek de alın... Yaşam sizin… Yüreğinizden ne geliyorsa yapmamak için ne sebep var?

Hatta sevgilisi olmadığını bildiğiniz dostlarınıza da alın… Kendinizle birlikte başkalarını da mutlu edin…
Ben her yıl bugünü çok mutlu geçirmeyi seçerim… Ve yaşamım boyunca, özel biri olsun olmasın o gün güzel geçti…  Hep gülerek, neşeyle, kahkahayla, en önemlisi “Sevgi”yle geçti…

Bir seferinde tüm bekar, yalnız arkadaşlarımı evime davet etmiştim… Hep birlikte harika bir akşam geçirmiştik… Birlikteydik, dostluğumuz vardı, sevgimiz vardı birbirimize… Eminim o sevgi bizden o akşam dünyaya ışıl ışıl yayılmıştır…
“Sevgililer Günü”nde… Tüm olumsuzlukları bir kenara bırakın… Bırakın sevgiye dönüşsünler… Yerlerini ışık kaplasın… Sevgi yayılsın… Mutlu olmayı seçin… Neşeyi, güzellikleri, sevinci, huzuru, coşkuyu… Sevginin tüm veçhelerini yaşamayı seçin… Kendi varlığınızı kutlayın… Varlığınızın değerini, güzelliğini… Yaşamı kutlayın… Tanrı’nın bize verdiği sonsuz armağanı… Ailenizin, dostluklarınızın, sevgilinizin, eşinizin, çocuğunuzun varlığını kutlayın… Sizi mutlu eden kimler varsa, onlarla yaşamdaki birlikteliğinizi kutlayın…

Keşke yaşam hep böyle kutlamalarla geçse ne güzel olurdu değil mi… Etrafta hep çiçekler, kalpler, güzelliğe, ışığa dair ne varsa onlar olsa… Hep sevgiyi hissetsek… Her yerde sevgi olsa, aşk olsa… Güzellikler olsa…

Dünya daha güzel olmaz mıydı?

O nedenle, “14 Şubat Sevgililer Günü”nde…  O güne verilen anlamı, o günün “Sevgiler Günü” olmasını, “SEVGİ”ye atfedilen bir gün olmasını, en güzel şekliyle değerlendirip, Dünya’yı güzellikler içinde görme, sevgiyi hissetme ve yaşama fırsatı olarak alıp, “Sevgililer Günü”nü geçirebileceğiniz en mutlu şekilde, sevgi dolu bir şekilde geçirin…  

Ve Aragon’un dizelerinde olduğu gibi, pırıl pırıl parlayan kendi gözlerinizin içine bakın aynada… Oradaki sonsuz ışığı görün… Melek varlığınızı, ruhunuzu görün… Ve yüreğinizde kendinize olan sevginizi açın, çıkarın, tüm varlığınıza yayın… Siz sevginin kendisisiniz… Işıldayın, parlayın…
Aşk, sevgi sizden herkese, sevgilinize, ailenize, çevrenize, dostlarınıza, tüm dünyaya yayılsın…

Sevgiyle,
İpek Cihan Bilgin






İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:

http://www.duygusalarinma.com/
http://icbakademi.com/





Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır
(c) copyright İpek Cihan Bilgin


























































"Işıkta Meditasyon" Atölye Çalışması



Arınmak, enerjiyi yükseltmek ve iç huzuruna kavuşmak için…
IŞIKTA MEDİTASYON 
Atölye Çalışması

Haftalık grup çalışması
Her perşembe 19.30-21.00

Bu hafta "Işıkta Meditasyon" Atölye Çalışması'nın tarihi: 16 Şubat Perşembe...
Kayıt yaptırmayı unutmayın...  

Yaşamın akışı içinde ilerlerken, insan günlük koşturmacalar, kargaşa, yoğunluk ve stres halinde günlerini geçirirken, bazen durup dinlenmeye, sakin ve dingin bir şekilde kalmaya, nefes almaya, rahatlamaya, kendini arındırıp enerjisini yükseltmeye ihtiyaç duyabiliyor…

“IŞIKTA MEDİTASYON" Atölye Çalışması, kişilerin yaşam akışında ilerlerken, hayatı daha huzurlu, mutlu, bilinçli bir şekilde yaşamasına, sakinleşmesine, dingin ve dengede kalmasına, enerjisini yükseltmesine ve daha iyi, mutlu, huzurlu hissetmesine yardımcı olacak, hafta içinde bir iki saat durup sakinleşip, güzel meditasyonlar yaparak sonrasında da tüm haftayı daha aydınlık, güzel, dengede ve mutlu geçirmesine katkı sağlayacak, haftalık bir atölye çalışmadır…

Eğer siz de, haftalık kargaşa ve koşturmaca içinde, kendinize birkaç saat ayırıp dinlenmek, huzur bulmak, gevşeyip sakinleşmek, dinginleşmek, enerjinizi arındırıp temizlemek ve yükseltmek istiyorsanız, bu çalışmaya katılabilir, birkaç saat süresince değişik ışıl ışıl meditasyonlar öğrenip yapabilir ve  bunun sonucunda da haftanızı çok daha güzel geçirebilirsiniz…
 


* "IŞIKTA MEDİTASYON” Atölye Çalışması’na haftalık ya da aylık olarak katılabilirsiniz.

* Çalışma her Perşembe saat 19.30-21.00 arasında gerçekleşmektedir.

* Çalışma arasında 15 dk. coffe-break vardır.

* Aşağıdaki telefon numaralarından bilgi alabilir ve kayıt yaptırabilirsiniz.



Meditasyon Nedir?

Meditasyon latince kökenli “meditatio” kelimesinden gelmektedir. “Derin düşünme” anlamına gelen meditasyon, tüm kültürlerde özü bir olan derin gevşeme ve rahatlama tekniğidir. Çok farklı türleri olabilir, ışıkla, renkle, mantrayla, imgelemeyle yapılan farklı meditasyonlar vardır…

Meditasyonda önemli olan, sevgiyle yapılması, ışık içermesi, kişinin kendi enerjisini ve zihnini arındırması, temizlemesi, yükseltmesi, gevşeyip dinginleştirmesi, iç huzuruna, dengesine kavuşması ve kendisini daha iyi hissetmesidir…

Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün (NIH) raporuna göre meditasyon, hayatı uzatır ve yaşam kalitesini arttırır…


“IŞIKTA MEDİTASYON” Atölye Çalışması’nda içerik şu şekildedir:
 
* Başmelek Mikail Enerjisi ile meditasyon
* Işık meditasyonları
* Renk meditasyonları,
* Nefes meditasyonları
* Doğa meditasyonları
* Günlük yaşam için pratik meditasyonlar
* Serbest imgeleme meditasyonları
* Meditasyonlarla ilgili paylaşımlar

“IŞIKTA MEDİTASYON” Atölye Çalışması’ndaki tüm meditasyonlar son derece kolay, rahat yapılabilen, günlük hayata uygulanabilecek meditasyonlardır. Burada ana amaç kişinin kendisini daha rahat, huzurlu, güvenli, dingin ve mutlu hissetmesidir.

Kimler katılabilir?

Günlük yaşamın stresinden, yorgunluğundan, dinginliğe geçmek, rahatlamak, iç huzuruna ulaşmak, enerjisini arındırıp, ışığını yükseltmek isteyen herkes...


Bu hafta için Işıkta Meditasyon Atölye Çalışması:
Tarih: 16 Şubat Perşembe
Yer:    Moda / İstanbul
Saat:  19.30-21.00
Ücret: 55TL

(Adresi kayıt bilgileri ile birlikte edinebilirsiniz.)

Sevgiyle,
İpek Cihan Bilgin
Kişisel Gelişim Eğitmeni

www.duygusalarinma.com
0216-3492227
0532-7163895








İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:

Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır
(c) copyright İpek Cihan Bilgin


7 Ocak 2017 Cumartesi

Her şeyin çözümü vardır…





Geçenlerde televizyonda, birkaç yıl önce sinemalarda oynayan ve benim kaçırdığım bir filmi yakalayıp izleme şansım oldu: “Elizabeth / The Golden Age- Elizabeth / Altın Çağ”… Film bana göre, biraz ağır seyreden, fakat Cate Blanchett ve Clive Owen’ın çok güzel oyunculuk sergilediği, güzel bir tarih filmi… Görüntüleri de çok beğendim… Ben tarih filmlerini, eğer tarihi güzel bir şekilde yansıtıyorsa, çok severim… Tarih filmlerinden pek çok şey öğrenebilirsiniz dünyayla, insanlıkla ilgili olarak…
Bu filmde de beni düşündüren, hoşuma giden pek çok şey oldu… Ve film bittiğinde de, filmin güzel bir mesaj verdiğini düşünerek, bu yazıyı yazıp düşüncelerimi sizinle paylaşmaya karar verdim…

Film, 16. yüzyılda yaşamış olan, İngiltere kraliçesi I.Elizabeth dönemini anlatıyor… Konu Elizabeth etrafında dönüyor… İngiltere’de Tudor hanedanının son kraliçesi olan Elizabeth, 70 yıl gibi, o tarihler için çok uzun sayılabilecek bir süre yaşayıp, 45 yıl kadar İngiltere’yi yönetmiş… Elbette ki her hanedanlıkta olduğu gibi o dönemde de pek çok saray entrikaları olmuş…
Elizabeth’in en önemli özelliği ülkesinde İngiliz kilisesini kurmuş olması… Hristiyanlık o dönemde Katolik mezhebi ağırlıklı ve Hz. İsa adına olduğunu söyleyerek insanları katleden Engizisyon mahkemeleri de yine aynı dönemlere ait… Engizisyon mahkemeleri pek çok masum insanın işkence ve eziyetlerle din adına öldürülmesine neden olmuş… Elizabeth ve Elizabeth’in İngilteresi ise Protestan mezhebinde… Hristiyanlığın düşünce ve din özgürlüğünü savunan mezhebi… Bunları bilmeseniz bile filmde anlatılıyor… O dönemde İspanya, İngiltere ile birbirine düşman… Bunun öncelikle nedeni de İspanya’nın Katolik, İngiltere’nin Protestan ağırlıklı olması…

Yine o dönemlerde İspanya, kolonileşmesini sağlayan büyük bir donanmaya sahip. İngiltere de aynı şekilde… Ve denizlerde iki ülke birbirine rakip… 

Katolik mezhepte olan İspanya, o dönemde Protestanları Hristiyan olarak görmüyor ve Protestanlığa karşı… İspanya kralı II.Felipe de İngiltere Kraliçesi Elizabeth’i Hristiyanlığa karşı olarak görüyor Protestan olduğu için…

Tarihte, İspanya, Elizabeth’in tahtına rakip olan İskoçya kraliçesi Mary Stuart’ı Katolik olduğu için destekliyor ve hatta Elizabeth’e suikast gerçekleştirmesini sağlıyorlar… Ancak suikast başarısız oluyor ve İskoçya kraliçesi Mary Stuart vatana ihanetle suçlanarak idama mahkum ediliyor ve öldürülüyor. Katolik bir kraliçenin öldürülmesini gerekçe göstererek de İspanya İngiltere’ye savaş açıyor…
İspanya’nın donanması, İngiltere donanmasından çok daha güçlü, dünyada “Yenilmez Armada” olarak tanınıyor ve İngiltere için yenilgi kaçınılmaz görünüyor…

İşte şimdi, tarihin ve bu tarihin anlatıldığı filmin beni etkileyen bölümüne geliyoruz…
İngiltere sahillerine gelen donanma sayesinde savaş kazanılırsa, İngiltere kaybedecek ve din ve düşünce özgürlüğü bitecek… Elizabeth filmin bir sahnesinde bunu net söylüyor… Yani o savaş ve sonucu aslında tarihi bir dönüm noktası da…

Elizabeth’in zaman zaman danışmaya gittiği bir astrolog var… Elizabeth ona “doktor” diyor… O dönemlerin bilim adamı bu kişi ve bilge biri… Elizabeth savaşla ilgili de ona danışıyor… Bu bilge kişi Elizabeth’e bir gün iki büyük ülkenin karşı karşıya kalacağını ve birinin kaybedeceğini önceden söylemiş. Elizabeth hangisinin kaybedeceğini soruyor ona ama adam söylemiyor… Elizabeth, savaşın çok önemli olduğunun farkında, ve yenilgi riskinin büyük olduğunun da… “Peki diyor, ne önerirsin? Adam şöyle diyor Elizabeth’e: “Bir savaşta herkes farklı davranır… Kimisi korkar kaçar, kimisi saklanır, kimisi de bir şahin gibi süzülerek cesaretle aralarından geçer…” İşte adamın bu sözleri Elizabeth’de bir ışık yakıyor… Elizabeth kalkıp gidiyor, değişik bir strateji belirliyor ve savaşa çok cesur bir şekilde giriyor… Danışmanlarının Elizabeth’in daha geriye çekilmesini, hayatının tehlike altında olduğunu söylemesine rağmen atının üzerinde savaşıyor Elizabeth… 


Değişik bir taktikle, düşman donanmasını yakıyorlar… Bilge danışmanının bir cümlesi sayesinde aklına gelen fikirle, farklı bir strateji uyguluyor Elizabeth… İspanya’nın büyük donanması sahile çok yakın bir durumdayken yanıyor ve savaş İspanya’nın yenilgisiyle sona eriyor…  İngiltere din açısından Protestan ve özgür bir şekilde devam ediyor varlığını sürdürmeye…
Tarihi okuduğumuzda, imkansız gibi görünen pek çok durumun bambaşka bir şekilde sonuçlandığını görüyoruz… Çanakkale savaşı gibi… Kurtuluş Savaşı gibi… Silah ve insan sayısı açısından çok daha üstün oldukları halde işgal kuvvetlerinin savaşı kaybetmeleri ve Türkiye’nin Atatürk sayesinde zafer kazanması mucize değil mi? Ben zaten Atatürk’ü başlı başına mucize bir lider olarak görürüm… Ülkenin en umutsuz anlarında, Atatürk çok ileriyi görmüş, inanç ve vatan sevgisi ile ülkeyi felaketlerden zaferlere taşımış…

Atatürk’ün kazandığı zaferler sevginin ve inancın gücünün harika örnekleri değil mi…?
Yaşam eşsiz bir oyun alanı… Bu oyunu ışık ve sevgiyle oynarsanız, seçimlerinizi sevgiden, iyilikten yana kullanır ve yaşamın içinde sevgiyle, iyilikle, cesaretle, inançla hareket ederseniz, tüm hayatınızı harika bir şekilde istediğiniz gibi, mutlulukla oluşturabilir ve idare edebilirsiniz.

Bu oyunun içinde bazen olaylar insana karmaşık gelebiliyor. Öyle anlar olabiliyor ki, sanki yaşanan sorunun/durumun çözümü yokmuş ya da zormuş gibi gelebiliyor insana… Umutsuz bir durum gibi… Sanki çıkışı yok gibi… Oysa her durum, ışık ve sevgiyle, sezgilerle, akılla, zekayla, iyilikle, çabayla, inançla, cesaretle çözülebilir… Sadece gerçekten her şeyin çözümü olduğunu bilmek gerek… Ve çözüme inanmak ve onu aramak…

Ausey’in çok güzel bir sözü var: “Herhangi bir sıkıntıdan çıkış için her zaman en az bir seçenek vardır...”

Hayatınızda ne yaşarsanız yaşayın… Bilin ki imkansız yoktur… Tanrı’yla her şey mümkündür… I. Elizabeth kendi donanmasından çok daha üstün olan İspanyol donanmasını ve dolayısıyla kazanma olasılığı çok daha yüksek olan İspanya’yı cesaretiyle, inancıyla yenmiş, İspanyol Engizisyonunu topraklarına sokmamış, halkını büyük bir eziyet ve işkenceden kurtarmış…  Büyük bir lider olan, pek çok kişinin yüzyılın en büyük lideri olarak gördüğü Atatürk, ülkesini kazanılması imkansız gibi görünen bir savaşta, sevgisiyle, inancıyla, cesareti, zekası ve yılmaması ile zafere taşımış…
Şimdi eğer bu yazıyı okuyorsanız, yaşamınızda düzelmesini istediğiniz şeyler varsa, öncelikle imkansız kelimesini yaşamınızdan çıkararak başlayın işe…  Sonra da cesaretinizi, inancınızı, sevginizi, ışığınızı açın… Yükselin… Sevgide büyüyün… Parlayın… Ve neyse konu çözün…

Sevgiyle,

İpek Cihan Bilgin




İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:

http://www.duygusalarinma.com/

http://icbakademi.com/




Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır
(c) copyright İpek Cihan Bilgin