3 Kasım 2022 Perşembe

Toka...

 


Acı konuşacağım ama bugün de böyle… Benim söyleyeceklerim eminim küçük bir çocuğun açlığından daha acı olmayacak…

Okulda arkadaşına “Sana en sevdiğim tokamı vereyim bana yemeğini verir misin?” diyen çocuğu eminim okumuşsunuzdur. Çocuk okula beslenme götüremiyor ve aç, arkadaşından yemek istiyor… Okuduğumda boğazım düğümlendi, gözlerime yaşlar doldu… Böyle bir durumdan daha acı değil başka şeyler yani…

Sosyal medyada ayrıca her gün öğretmenlerin, yanında yemek getiremeyen çocukları fark edip bunun için bireysel olarak gösterdikleri çabaları kendi yazılarından okuyoruz… Küçücük çocukların aç olması ne demek…

Bana terapiye gelenlerden milyonlar kazanan, geliri çok yüksek insanların bazılarının hiç kimseye, kuruluşa, ihtiyaç sahiplerine, derneklere yardım yapmadıklarına bizzat tanık oldum… (Yardım edenlere de tanık oldum elbet, sözüm onlara değil, beni üzen imkanı olduğu halde yapmayan, düşünmeyenler.) Üç kuruş maaşla çalışıp yardım yapanlara da ayrıca tanık oldum…

Ama genel olarak gördüğüm, gerçekten yardımlaşma bilincinin daha fazla yayılması gerektiği…

Buna bireysel olarak odaklanırsak eminim bu bilinç yayılacaktır… Bu dönemde paylaşmaya, yardımlaşmaya daha çok ihtiyacımız var…

Hepimiz kendimize “Ben bu duruma çözüm olmak için ne yapabilirim? Ben neleri paylaşabilirim?” gibi sorular sorarsak ve paylaşım niyetine, bu bilince odaklanırsak eminim devamı gelecektir… İyiliğe niyetlenmek bile iyiliğe katkıda bulunur…

Bugün bir şekilde hatırlatıcı olur umarım sözlerim… Niyetim kimseyi kırmak değil, çocukların karnının doyması gibi basit bir istek ve dilek sadece…

Sevgiyle,

İpek Cihan Bilgin
3.11.2022

31 Ağustos 2022 Çarşamba

Yeryüzünde uygarlığa dair ilk işaret - İnsanlıkla ilgili ilginç bir yazı...


 

Dr. Ira Byock’ın, antropolog (insanbilimci) Margaret Mead ve öğrencisi arasında geçen bir konuşmayı anlattığı bu yazıyı okuduğumda çok etkileyici buldum ve çevirip sizlerle paylaşmak istedim. 

“Yıllar önce antropolog Margaret Mead’e bir öğrencisi tarafından,  antik bir kültürde uygarlığın ilk işaretinin ne olduğu sorulur.




Öğrencisi Mead’in, balık oltaları, çanak çömlekten kaplar veya yontulmuş taşlardan bahsedeceğini düşünür.

Oysa öyle olmaz. Mead antik bir kültürde ilk uygarlık işaretinin kırılmış ve tekrar iyileşmiş bir uyluk kemiği olduğunu açıklar.

Hayvanlar aleminde herhangi bir hayvanın bir kemiği kırıldığında bunun ölümle sonuçlandığını söyler .

Kırık kemikle tehlikeden kaçamazsın, gidip nehirden su içemezsin veya yiyecek için avlanamazsın. Artık yırtıcı hayvanlar için sadece et haline gelirsin. Hiçbir hayvan kırılan kemiği iyileşene kadar hayatta kalamaz.

İyileşmiş bir kırık uyluk kemiği,  bir başka kişinin düşmüş ve yaralanmış kişiyle zaman geçirdiğinin, yarayı sardığının, onu güvenli bir yere taşıdığının ve iyileşene kadar onunla kaldığının kanıtıdır.

Margaret Mead öğrencisine cevap olarak, uygarlığın zor durumda birine yardım etmekle başladığını söyler.

Bizler başkalarına hizmet ettiğimizde, en iyi halimizde oluruz.”

‘Uygarlığın başladığı nokta, başkalarına yardım etmek, hizmet etmektir.’ diyen antropolog Margaret Mead ve bu konuyu dile getiren Dr. Ira Byock bugün bize bu güzel hatırlatma ile ışık tutuyor bence…

Bizler başkalarına yardım ettiğimizde, bunu saf bir kalple, iyi niyetle yaptığımızda, bu iyilik hem o kişiye hem de bize mutluluk getirir… Evrenden bize iyilik olarak geri döner… Hayatımıza iyilik, mutluluk katar.

Uygarlığın başlangıç noktası olan iyilik ve yardım, dünyanın hala dönüyor olmasını, uygarlıkların hala sürüyor olmasını da sağlayan ana faktördür işte…

Ve bizlerin, dünyada daha mutlu yaşamamızı, birlikte el ele daha iyi bir hayat yaratmamızı sağlayan ana faktör… 

Sevgiyle,

İpek Cihan Bilgin

31.08.2022

 



İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:


http://www.duygusalarinma.com


Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır


(c) copyright İpek Cihan Bilgin

21 Haziran 2022 Salı

İyimserlik ömrümüzü uzatıyor mu?


 

Amerikan Geriatri Dergisi’nde (Journal of the American Geriatrics Society) yayınlanan, uzun ömür ve iyimserlik arasındaki ilişki üzerine yapılan bir araştırmaya göre, diyet kalitesi, fiziksel aktivite, vücut kitle indeksi (BMI), sigara ve alkol tüketimi gibi sağlıklı yaşam faktörleri uzun ömür ve iyimserlik arasındaki ilişkinin dörtte birinden daha azını oluşturuyor. Araştırma faklı ırklardan ve geçmişlerden gelen yaklaşık 160,000 kadın üzerinde yapılmış.

Amerika’daki Harvard T.H. Chan School of Public Health’ten araştırmacıların görev aldığı çalışmanın başında Hayami Koga yer alıyor. Koga araştırmayı şu şekilde özetliyor:

“İyimserliğin kendisi sosyal yapısal faktörler tarafından şekillendirilebilse de, bulgularımız iyimserliğin uzun ömür için faydalarının ırksal ve etnik gruplar arasında geçerli olabileceğini gösteriyor.”

Uzmanlar, iyimserliğin hayatın stres faktörlerini görmezden gelmek anlamına gelmediğini söylüyor. İyimser insanlar, olumsuz şeyler olduğunda, kendilerini suçlama olasılıkları daha düşük ve engelleri geçici ve hatta olumlu olarak görme olasılıkları daha yüksek olduğu için, olumsuz engellere takılmadan geçebiliyorlar. İyimserler ayrıca kaderleri üzerinde kontrol sahibi olduklarına ve gelecekte iyi şeylerin olması için fırsatlar yaratabileceklerine de inanıyorlar.

Ayrıca farklı araştırmalara göre, iyimser olmak sağlığı da iyileştiriyor.

İyimserlik ile daha sağlıklı beslenme ve egzersiz davranışlarının yanı sıra daha iyi kalp sağlığı, daha güçlü bir bağışıklık sistemi, daha iyi akciğer fonksiyonu ve daha düşük ölüm arasında doğrudan bir bağlantı bulunmuş…

İşte tüm bu araştırmalar doğrultusunda bir kez daha anlıyoruz ki iyimser olmak, hem yaşam kalitesini arttırıyor, hem de yaşamın her alanına olumlu olarak yansıyor… Hatta yaşam süresine bile…

Tibet’in ruhani lideri Dalai Lama da iyimserlik için: “İyimser olmayı seçin. Daha iyi hissettiriyor.” demiş.

İyimserliğin, kendimizi iyi hissettirdiği gibi, artık araştırmalarla yaşamımıza olumlu katkısı da tespit edilmiş durumda.

Siz de eğer bir iyimserseniz, iyimserliğinizi koruyarak böyle olmaya devam edin…

Tek yapmanız gereken hayatta her an her şeyde, iyimser olmayı, olumlu olmayı seçmek...

 

Sevgiyle,


İpek Cihan Bilgin

21.06.2022

 

(Yazıda kullanılan kaynaklar ve alıntılar: Amerikan Geriatri Derneği Dergisi, CNN, Sözcü Gazetesi)



İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:


http://www.duygusalarinma.com



Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır


(c) copyright İpek Cihan Bilgin

 


 

26 Mayıs 2022 Perşembe

Doğada vakit geçirmek psikolojimize iyi geliyor mu? Dünyadaki araştırmalar ne diyor?

 


Havaların iyice ısındığı, doğanın canlanıp güzelleştiği bu Mayıs günlerinde, artık bizler de daha çok dışarıda vakit geçirebiliyoruz.

Deniz kenarında oturup dalgaları, onların bembeyaz köpüklerini, martıları ve karabatakları izlemeyi, denizin sesini dinlemeyi, kokusunu içine çekmeyi… Ya da bir parkta ağaçların rüzgarda sağa sola hafifçe sallanan yemyeşil dallarının altında, etraftaki harika çiçeklerin mis gibi kokusu içinde oturup dinlenmeyi, belki dallardaki serçeleri izlemeyi, rüzgarda hışırdayan yaprakların sesini dinlemeyi… Veya kırlarda rengarenk çiçekleri toplamayı, ağaç altında piknik yapıp gökyüzünde akıp geçen bembeyaz bulutları izlemeyi… Kim sevmez değil mi?  

Peki bu güzellikler içinde, yani doğada vakit geçirmekle ilgili uzmanlar neler diyorlar?

Deniz veya göl kenarında, bir parkta ağaçların altında veya ormanda, yani insanın kendi yaşam şekline ve yerine göre olabilecek tüm doğal ortamlarda vakit geçirmek, araştırmalara göre de insan psikolojisine, anksiyeteye ve hatta depresyona iyi geliyor…

İngiltere’deki Essex Üniversitesinde depresyon hastaları üzerinde yapılan bir araştırma sonucunda, parkta yürüyüş yapan bir grup hastanın yüzde 90’ının o yürüyüşten sonra kendine güveninin arttığı, hastaların ¾ ünün de daha az moral bozukluğu hissettiği tespit edilmiş.

Yine İngiltere’deki aile doktorları bazı kronik hastalık vakalarında “doğada olmayı”, deniz kenarlarında veya kırlarda vakit geçirmeyi, reçetelerine eklemeye başlamışlar.

Dünyada ayrıca psikologlar tarafından son yıllarda doğada yürüyerek veya oturarak yapılan yeni bir yöntem olan “ekoterapi” kullanılmaya başlanmış durumda.

İşte bütün bu araştırmalar ve uzmanların görüşü aslında doğanın parçası olan insanın doğayla ne kadar iç içe yaşarsa, ne kadar çok doğada vakit geçirirse, hem ruh hem de beden sağlığının o kadar iyi olacağını gösteriyor bize…

Havaların özellikle artık güzel olduğunu düşünürsek, bu doğal yöntemi, yani doğada vakit geçirmeyi, kendimizi daha iyi hissetmek için neden bilinçli bir şekilde kullanmayalım, değil mi?

İşte siz de gerçekten kendi ruh-zihin ve beden sağlığınıza katkıda bulunmak istiyorsanız, enerjinizi, neşenizi arttırmak, sağlığınızı daha iyi hale getirmek, daha moralli, motive ve güçlü hissetmek istiyorsanız doğada vakit geçirmek eminim buna yardımcı olacaktır.

Tabi bunu yaparken, dikkat etmemiz gereken bazı küçük şeyleri hatırlatmak isterim: 

Doğada vakit geçirdiğimizde, hiç olmazsa bu sürelerde, ne kadar süre olduğu önemli değil, cep telefonundan uzak kalmak eminim daha iyi gelecektir. Dikkati doğaya vermek, zihni daha rahat boşaltacak, doğal bir meditasyon gibi beden ve ruh sağlığına iyi gelecektir.

Ayrıca mümkünse bu zamanları kişinin ya pozitif olduğuna inandığı kişilerle ya da yalnız değerlendirmesi, onun kendisine yapıcı ve olumlu bir zamanı hediye etmesi demek olacaktır.

Bir de doğada vakit geçirirken, doğayı, onun döngüsünü, orada gerçekleşen ekolojik yaşamı, hayvanları ve bitkileri izlemek, kişiye bambaşka bir zenginlik katacak, onu hem dinlendirecek hem de kendi özüne yaklaştıracaktır.

Doğanın gücüne ve şifasına yürekten inanan ve hem kendi yaşamında bunu elinden geldiğince uygulamaya koymaya çalışan hem de seanslara gelen danışanlara meditasyon olarak doğada vakit geçirmeyi yıllardır öneren ve çok olumlu sonuçlarına hep tanık olan biri olarak, sizlere bu yazıyı, kendi evimin balkonunda, mavi gökyüzü, beyaz bulutlar, ağaçların dalları, kuşlar olan bir manzara ve balkondaki çiçeklerimin rengarenk görüntüleri ve büyüleyici güzellikteki kokuları (özellikle hanımeli ve hercai menekşelerin) eşliğinde yazıyorum…

Umarım, dünyadaki bu konudaki araştırmalar ve doğada vakit geçiren insanların aldığı olumlu sonuçlar sizin de hayatınıza ışık tutar ve katkı sağlar…

Ve böylece yaza yaklaştığımız bu güzel havalarda dışarıda, doğada daha çok vakit geçirirken, bunu bilinçli bir şekilde yaparak, ruh ve beden sağlığınızı da daha iyiye götürebilir, kendinizi daha mutlu hissedebilirsiniz.

 

Sevgiyle,

İpek Cihan Bilgin

26.05.2022

 

 


İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:


http://www.duygusalarinma.com



Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır


(c) copyright İpek Cihan Bilgin