5 Mayıs 2019 Pazar

İnsanlarla iletişiminiz sağlıklı mı?



İnsan ilişkilerinde gözlemlediğim en önemli yanlışlardan biri de iletişim eksikliği bence... İnsanlar ister sevgili, ister eş, arkadaş, iş ilişkisinde olsun, birbirleriyle iletişimde kendilerini birbirlerine tam olarak ifade etmeyebiliyorlar. Sağlıklı iletişimler kurmayabiliyorlar. İletişimle ilgili yapılan o kadar çok yanlış var ki...

Kişi karşısındakine bir sebepten kızıyor ya da kırılıyor mesela ve bunu anlatmıyor, içinde yaşıyor... Gidip başkasına duygularını açıyor, anlatıyor, konuyu onunla halletmek yerine...

Ya da bir konu konuşulurken, karşı tarafı kırarım diye düşünüp o konudaki gerçek düşüncesini anlatmıyor. Oysa belki gerçek fikrini söylese karşı tarafa da faydası olacak... (Tabi kırıcı ve patavatsız anlatmaktan bahsetmiyorum özenli bir şekilde de dile getirilebilir fikirler ve karşı taraf doğruyu öğrenmiş olur böylece.)

Bazen de kişi bir şeye öfkeleniyor... Karşı tarafın diyelim yanlış bir hareketinden kaynaklandı bu ve incindiği için öfkelendi... İşte burada da yapılması gereken duygularını o öfkeyle ifade etmek yerine, öfkeyi dönüştürüp, nötrleyip, sakinleşip karşı tarafa o şekilde duygularını ifade etmek. Çünkü öfkeyle söylenen hiçbir şeyi karşı taraf duymayacaktır. İlişkide çözüm olmayacaktır bu konuşma. Suçlayıcı bir konuşma savunma mekanizmasını harekete geçirir ve sadece çatışma doğurur.

Konuşmalarda bazen sadece kişiler kendisini anlatmak istiyor. Karşı tarafı kalpten bir şekilde dinlemek yerine... Bu da sağlıksız bir iletişim demek. Biraz bencilce, değil mi?

İşte ilişkilerde iletişimlerle ilgili bu anlattığım örnekler gibi pek çok yanlış yapılabiliyor. İletişimle ilgili daha önce kitaplarımda, videolarımda ve blog yazılarımda da iyi bir iletişim için yapılması gerekenleri anlattım, ama bugün tekrar vurgulamak istedim, çalışmalarıma gelen danışanlarımdan yola çıkarak, bir kez daha hatırlatmak istedim önemini...

Hayatın içinde, hep beraber yaşadığımız bu dünyada, ilişkilerin yürüme temeli neredeyse tamamen iletişim. O nedenle de bu kadar önemli. Ve iyi bir iletişim için de yine tek bir anahtar var. SEVGİ ve sevginin veçheleri. Kendine, karşı tarafa sevgi, özen, değer vermek ve saygı...

Her şeyi sevginin süzgecinden geçirerek ve sevgiden yola çıkarak karşı tarafa aktardığınız, iyi niyet ve sevgi dolu iletişimler kurduğunuz mutlu zamanlar dilerim...

Sevgiyle,

İpek Cihan Bilgin






İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:
http://www.duygusalarinma.com

http://icbakademi.com/






Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır

(c) copyright İpek Cihan Bilg




3 Mayıs 2019 Cuma

Çocukların korunması için üzerimize düşenler…



Basında yer alan, toplumda yaşanan çocuk tacizi olaylarıyla ilgili haberler hepimize, bu tür olaylarla ilgili çok daha uyanık, çocuklarla ilgili daha dikkatli olmamız gerektiğini söylüyor bence... Bizler hepimiz bu konuda eminim daha fazla sorumluluk alabiliriz.
Dün yaşadığım bir olay, neler yapabileceğimizin küçük bir örneği belki de... Yolda yürürken dün, küçük bir kız çocuğu ve onun elinden tutmuş yürüyen orta yaşlı bir adamın yanından geçtim. 
Tam yanlarından geçerken adamın çocuğa “Sen yürümeyi sevmiyor musun, annen seni hiç yürütmüyor mu, parka götürmüyor mu ki?” diye sorduğunu duydum. Tuhaf geldi bu, sanki çocuğu pek tanımıyormuş hayatını bilmiyormuş gibi bir ifadeydi... Ben bunu duyunca aniden adımlarımı yavaşlattım ve onların temposuna uydum... Dönüp bakıp gülümsedim hatta...Asıl amacım dikkat çekmeden olayı anlayabilmek... Sonra yanlarından yavaş tempoyla devam ettim... Çocuk sürekli konuşuyor birşeyler anlatıyordu... Ben dönüp adama gülümseyerek “Çok tatlı maşallah dedesi misiniz?” deyiverdim 😊  Adam da gülümseyerek “Evet” dedi. İşim gereği insanları daha rahat anlayabilip algılayabildiğim için adamın cümlesindeki samimiyeti hissettim.
Ben yine de biraz daha oyalandım, yanlarından biraz geçtim ama uzaklaşmadım. Sonra küçük kız “Dede... diye başlayan bir cümle sarfetti.” Sonra adam çocuğa “Kaç gündür görüşemedik, iki hafta mı oldu?” dedi. Bu sefer çocuk “Dedecim sen karıştırıyorsun galiba o kadar uzun olmadı” dedi. Ben aralarındaki sohbetin samimiyetinden ve içeriğinden adamın gerçekten çocuğun dedesi olduğunu anlayınca hızımı arttırdım ve yoluma devam ettim iç rahatlığıyla...
Ailedeki ufaklıkları parka götürdüğüm zaman artık çevredeki herkese daha dikkatli bakıyorum, adeta parkı tarıyorum gözlerimle, tuhaf bir durum, mesela çocuğu olmadan gelip parkı seyreden tek yetişkin erkek var mı diye bakıyorum... Öyle bir şey görürsem ne yaparım bilmiyorum, herhalde daha dikkatli takibe alıp, gerekirse polisi ararım diye düşünüyorum. Öyle haberler okuyoruz ki çünkü...
Bir keresinde de bir marketin önünde pusetinde öyle tek başına 1-1.5 yaşlarında bir çocuk gördüm, etrafında kimse yok ! Gittim başında bekledim. Birkaç dakika sonra ebeveyni marketten çıktı. Kötü bir şaka gibi malesef, minik çocuğu orada bırakmış markete girmiş, market de zemin altında, yani çocuğu pusetiyle alıp gitseler o ebeveyn o an göremez, ve çıktıktan sonra hayatta bulamaz, sokak da öyle bir konumda...
Eminim toplum olarak, hep beraber, yasaların bu konuda daha doğru çalışmasının yanı sıra, çocukların ve ailelerin de bu konuda doğru şekilde eğitilmesi için çalışıp çaba sarfedersek ve sonuçta hep birlikte daha çok sorumluluk alarak, uyanık ve dikkatli olur, çocukları daha özenle korursak, o okuduğumuz haberlere konu olan üzücü taciz vakalarının da önüne geçmiş oluruz... Çocuklarımız, tüm çocuklar huzurla, neşeyle, mutlulukla ve güven içinde büyürler... Dilerim öyle olsun... 

Sevgiyle, 

İpek Cihan Bilgin




İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:









Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır

(c) copyright İpek Cihan Bilg



29 Nisan 2019 Pazartesi

Sevgilinizi hayatınızın neresine koyuyorsunuz?









İkili ilişkilerde, kişi biriyle beraberken, (bu ister evlilik bağıyla olsun, ister sevgili olarak) karşısındaki kişiyi yaşamının merkezine oturttuğunda, yaşamında var olan diğer tüm öğeleri (kendisi, aile bireyleri, arkadaşları, işi gibi) ikinci plana attığında, yaşamındaki dengeyi fark etmeden bozar…

Bu denge bozukluğu öncelikle kişinin kendi yaşamına, sonra da ilişkisine yansır…

Karşıdaki kişiyi yaşamın merkezine koymak genellikle, cinsel çekimin, insanca arzuların ve hormonların etkisinin yanı sıra, birlikte yaşanan tüm güzel duyguların, aşkın, kişinin yaşamındaki tüm diğer öğelerin o sırada ona verdiği duygularından daha ağır basmasından kaynaklanır.

Birliktelik yaşanan kişinin hayatın içinde birden çok önemli olması, Harvard Üniversitesi’ne ait araştırma sonuçlarında da bahsi geçtiği gibi, beyindeki haz merkezlerinin uyarılması ve tetiklenmesiyle salgılanan mutluluk hormonları serotonin, dopamin ve oksitosinin kişiyi çok mutlu etmesi, haz duygusunu dolu dolu hissetmesiyle de ilgilidir. İnsanlar bu hormonal salgılanma ile ortaya çıkan mutluluk duygusuna bir süre sonra adeta bağımlı olurlar ve o duyguyu da o kişi sayesinde hissettiklerini düşündükleri için, bilinç altında o kişiyi hayatlarında en önemli yere koyuverirler.

Tabi insanların toplumsal yetiştirilme şartları, bilinç altına ekilen tohumlar ve kodlamalar da ayrıca etkili olur. Özellikle kadınlar için bu daha büyük etken diyebiliriz. Bazı prens- prenses masallarında beyaz atlı prensin beklenmesi ve gelmesi ile prensesin mutlu sona ulaşması kadınlara daha çocukluk yıllarından bir erkeği yaşamda çok önemli bir yere koyma kodlamalarını eker. (Ben masallar kötü demiyorum, tam tersine çok severim ve hayal gücünü geliştirmek için önemli olduğunu düşünüyorum, sadece bazı prens, prenses masallarının bir şekilde ilişkileri daha küçüklükten şekillendirdiğini söylüyorum.)

İşte sebepler ne olursa olsun, yine de bu, yaşamdaki dengelerin bozulmasına ve de bunun sonucunda, bir şekilde kişinin mutsuz olmasına yol açar…

Karşıdaki kişiyi merkeze koyduğunuzda, önceliği ona verdiğinizde, yaşamınızdaki en önemli şey o olduğunda, enerjinizi diğer öğelerden çekmeye başlarsınız.

Kişinin kendisini, karşısındaki kişiden daha az önemsemesi bile bir ilişki için son derece sağlıksız bir durumdur.

Zihindeki öncelikli düşünce, ilişkideki kişi olur. En çok onu düşünür, en çok onunla vakit geçirmeyi istemeye başlar, mutluluğu da mutsuzluğu da ona endekslersiniz. Bu aynı zamanda da karşı taraftan da birçok beklentiyi getirir beraberinde.

İlişkilerin ilk başlarında kişinin ilişkide olduğu kişiyle çok vakit geçirmek istemesi, onu düşünmesi, güzel heyecanlar hissetmesi elbette normaldir. Benim bu yazıda anlattığım, bunun ötesinde, karşıdaki kişiyi her şeyde en önceye koyarak, zaman ve enerji açısından her şeyi ona yönlendirerek, onu yaşamda merkeze oturtarak dengelerin bozulup sağlıksız ve mutsuz bir ilişki ve ilişkiler oluşturmak…

Eminim bu yazımı okuyan pek çok kişi yaşamında ya bunu yapmıştır, ya da yapan bir arkadaşını tanıyordur ve bunun sonucunda da çekilen acıları biliyordur.

Ben bu yazıyı, “Bu tür davranışları nasıl yapmayız?”, “Nasıl bu duruma girmeyiz?”i anlatmak  için yazıyorum. Bir yanlışı fark edersek, onun üzerine yükselebiliriz. Davranış modelimizi değiştirebilir ve mutluluğu yaşayabiliriz. Kişisel gelişim de işte bunun için var…

Bir ilişkiye başladığınızda, biraz önce yazdıklarımı bilirseniz, bu sizin karşınızdaki kişi ile ilgili olarak, kendinizi ve duygularınızı da anlamanızı sağlar. Kişinin kendisini bilmesi, bilinçli olması, her ilişkide, yaşamın her noktasında çok, çok, çok önemlidir… (bir sürü kez çok yazdım farkındayım : ) çünkü gerçekten önemli : )

Siz kendinizle, duygularınızla ilgili bilinçli olduğunuzda, bir ilişki içindeyken de kendi davranışlarınızı gözlemleyebilir, ne yaptığınızı, ne hissettiğinizi, iyi görebilir, fark edebilirsiniz. 

Bilinçli olmakla birlikte, ayrıca, davranışlarınızla ilgili seçimlere sahip olduğunuzu da hatırlayın…  

Yani davranış modelinizde de her an seçimle karşı karşıyasınız.

Birini günde 24 saat düşünüyorsanız, “ne yapıyor, aradı, aramadı, nerelerde acaba?” diye sürekli zihninizde tutuyorsanız, bilin ki işte o kişiyi merkeze oturtmaya başladınız. İlk yapmanız gereken bunu yaptığınızı fark etmek… Bu, o kişiyi düşünme hali, mutluluk veriyorsa ve dengesiz bir şekilde sürekli değilse sorun yoktur. Ama süre uzuyor ve her şeyin önüne geçiyorsa kırmızı ışık, uyarı işareti demektir. Fark edin ve uyanın konuda. Ondan sonrasında da kafanızı başka şeylere vermeye başlayın. Değişik güzel şeylerle zihninizi dağıtın, farklı konulara odaklanın. 

Karşıdaki kişiyi hayatın merkezine oturtmakla ilgili uyanık olur, bilinçli olur, bu duruma düştüğünüzü fark ederseniz eğer, girmezsiniz de. Yani en başında fark edin ve düzeltin…

Eğer bunu çoktan yaptıysanız da yine de geç değil. Şunu daima hatırlayın ki siz öncelikle kendinizi sevmelisiniz. Ve sevmek kendine değer vermek demektir. (Kendini seven zaten başkalarını da sever, bu bencillik demek değildir.)

Karşıdaki kişiyi merkeze koymak ile ilgili pek çok davranış modeli örneği verilebilir. Örneğin başka bir arkadaşınızla plan yapmışsınızdır, sevgiliniz arar ve birlikte plan yapmayı teklif eder, diğer planları hiç düşünmeden iptal eder, planı değiştirirsiniz. Ya da yorgunsunuzdur, dışarı çıkmak istemiyorsunuzdur, yine aynı şekilde, kendinizi ve yorgunluğunuzu hiçe sayarak onunla dışarı çıkarsınız sırf o istiyor diye…

Karşınızdaki kişi için istemediğiniz halde bir şeyler yapmak, kendi isteklerinizi ve kendinizi göz ardı etmek, yaşamdaki diğer insanlara, arkadaşlarınıza, ailenize ayırdığınız vakitten alarak ona yönlendirmek, kendinizden fedakarlıklar yapmak, ödün vermek… İşe yeterince odaklanmamak, çalışmaya ayrılacak zamandan bile ona vermek… Spor yapılıyorsa, başka birtakım hobiler varsa, onları göz ardı ederek, o zamanlardan da alıp yine o kişiye vermek…

Yani yaşamdaki tüm öncelikleri ona adamak…

İşte dengeleri bozacak ve yaşamda sonunda mutsuzluk getirecek davranış modelleri…

Tabi bir de biraz önce söylediğim gibi, bunların karşılığında, o kişiden de bunun karşılığını beklemek… Beklentiler… Ki beklenti de sevgi içermez, yoğun, gereksiz beklentiler hayal kırıklığı getirir.

Hepsi, tüm bu saydıklarım mutsuzluğa davetyelerdir. Hem kendinizi, hem de aslında karşı tarafı mutsuz edecektir. Karşıdaki kişiyi çok fazla odağa almak, merkeze koymak, onun için yapılan tüm fazla şeyler, aslında sevgi gibi görünse de aslında hiç ilgisi yoktur… Ve sonuçta da karşı tarafı da boğar, sıkar… 




Tüm bunlar yerine, kişi yaşamının merkezine kendisini, öz varlığını koyarsa, yaşamının diğer yerlerindeki öğeleri de, ailesini, arkadaşlarını, işini, hobilerini ve sevgilisini / eşini yerli yerine dengeli bir şekilde koyarsa… Hepsine gereken değeri, önemi, özeni verirse, zamanlamaları da doğru ve dengeli şekilde dağıtırsa… Yaşamı dengeli, güzel, bilinçli ve de çok daha güzel bir yaşam olabilecektir…

Boğulmayan sevgili/ eş ile de işler çok daha güzel yürüyecek, ilişki çok daha sağlıklı ve mutlu bir ilişki şeklinde sürebilecektir.

Çalışmalarıma gelen, ilişkiler üzerine çalıştığımız danışanlarıma öncelikle hatırlattığım daima ilişkilerde anahtarın sevgi olduğudur. Bugün size de bunu hatırlatmak istiyorum.

Siz öncelikle kendinizi sever, değer verirseniz, diğer her şeyi de yaşamda dengeli bir şekilde yerleştirebilirsiniz.

Bunu hatırlayın ve yaşamınızdaki ilişkileri, sevginin ve bilinçli olmanın getirdiği doğrular, güzellikler üzerine kurun ki ilişkileriniz mutluluk, neşe, sevgi ve güzelliklerle dolu, dopdolu olsun…

Hayat bir mutluluk şarkısı olarak, size mutluluktan kanat çırptırarak sürüp gitsin…


Sevgiyle,

İpek Cihan Bilgin








İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:







Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır

(c) copyright İpek Cihan Bilg






11 Nisan 2019 Perşembe

Bilimde çığır açan gelişme: Bir karadeliğin fotoğrafı çekildi






10.04.2019

Bugün heyecan verici ve çığır açan bir bilim olayını bilim insanları duyurdular.
İlk defa olarak, uzaydaki bir kara deliğin fotoğrafı, dünyanın çeşitli yerlerine yerleştirilmiş 8 teleskopun verileri toplanarak yayınlandı.

Fotoğrafı çekilen kara delik, 55 milyon ışık yılı uzaktaki (insan düşününce algılayamıyor mesafeyi sanırım 😊) Messier 87 galaksisinde bulunuyor...
Kara delikler uzayın en bilinmez noktaları olarak nitelendirilmekte. Kara delik, astrofizikte, çekim alanı her türlü maddesel oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, kütlesi büyük bir kozmik cisim. 
Ayrıca zamanın kara deliklerin içinde akmadığı ya da yavaş aktığı tahmin ediliyor... Hala tam olarak çözülemeyen karadeliklerle ilgili bugünkü gelişme, yani fotoğrafının çekilebilmesi de o nedenle çığır açıcı olarak değerlendiriliyor. 
Karadelikle ilgili dünyanın çeşitli yerlerinden katılan pek çok bilim insanının ekibinde benim de okulum olan Üsküdar Amerikan Lisesi mezunu profesör bir bilim insanı da var... Prof Feryal Özel...Bu da ayrıca gurur verici hepimiz için... 
Bilinmez, sonsuz ve sınırsız uzayla ilgili her gelişme her adım, Neil Armstrong’un da dediği gibi “İnsanlık için büyük bir adım” aslında ve bugünkü adım da işte öyle...

Ve dilerim daha nice güzel adımlar atılır, ait olduğumuz bu güzel evrene ve belki de evrenlere dair güzel keşifler yapılır... 


Sevgiyle,

İpek Cihan Bilgin
İpek Cihan Bilgin

5 Nisan 2019 Cuma

38. Uluslararası İstanbul Film Festivali başlıyor... Sanat ruhu yükseltir...





Sanat ve kültür yaşamı daha anlamlı kılan, insanın ruhunu yükselten, yaratıcılığını tetikleyen, açan ve yaşama renk ve güzellik katan, kişinin vizyonunu genişleten olmazsa olmaz iki unsur. Sanatın hangi dalının kişiye daha uygun olduğu değişse de insanı yükselttiği ve iyi geldiği değişmiyor. 

Kişisel olarak gelişmek, ilerlemek, kişinin bakış açısının, vizyonunun genişlemesi için sanat ve kültürle iç içe olmak, okumak, seyretmek, dinlemek, izlemek, dokunmak, hissetmek, mutlaka fayda sağlıyor kişiye... Gelişip, ilerliyor, yükseliyorsunuz sanatın, yaratıcılığın kanatlarında...

Bugün 38.İstanbul Uluslararası Film Festivali başlıyor... İstanbul’da yaşayanlar ve alternatif, farklı bakış açılarıyla yapılmış, sizi farklı dünyalara taşıyabilecek değişik filmler izlemek isteyen, ilgilenenler için tavsiye ederim. Size uyan güzel filmleri izlediğinizde eminim içinizdeki değişimi ve güzelliği hissedeceksiniz...

Dün akşam festivalin açılış galasına davetliydim, gerçekten İKSV güzel bir gece hazırlamış... Türk sinemasına yıllarını vermiş ve festivalde onur ödülleri verilen Göksel Arsoy ve Selda Alkor gibi iki değerli oyuncuyu tekrar görmek, ünlü yönetmen Şerif Gören’in sinema için söylediği harika tanımlamalara tanık olmak mutluluk vericiydi... 



Şerif Gören’in konuşmasından sinemayı tarif ettiği bölümü de burada sizlerle paylaşmak istiyorum... 


Dün gece ayrıca yönetmen Alexis Michalik’in 2018 yapımı Edmond isimli filmini izledik. İKSV gala için harika film seçmiş. Fırsatınız olursa gidip mutlaka görün. Sıkıcı Fransız filmi zannedenler çok yanılacaktır.😊 




Defalarca filmi de çekilen, 20.000 kere sahnelenen "Cyrano de Bergerac" adlı tiyatro oyununun yazarı Edmond Rostand’ın o tiyatro eserini nasıl yazdığının neşeli bir öyküsü film... 

Ayrıca başarısız bir tiyatro yazarıyken, Edmond Rostand’ın o eseri nasıl bu kadar ünlü olmaya taşıdığının, tam bir başarının öyküsü...Eminim film sizi hem eğlendirecek hem de ilham verici olacaktır... 

Film festivali kapsamındaki filmleri hem Avrupa hem Asya yakasında olmak üzere 8 sinema salonunda izleyebiliyorsunuz. 

Şimdiden keyifli izlemeler dilerim... 

Sevgiyle, 

İpek Cihan Bilgin

27 Mart 2019 Çarşamba

"YENİ DÜNYA" Aylık Grup Atölye Çalışması / Nisan programı








Ekim ayında başladığımız “YENİ DÜNYA” Aylık Grup Atölye Çalışması’na  NİSAN ayında da yeni konularla devam ediyoruz. Nisan ayı katılımı için aşağıdaki telefon numaralarından bilgi alabilir ve kayıt yaptırabilirsiniz. 

“YENİ DÜNYA”
Yaşamın akışı içinde ilerlerken, günlük hayatın koşturmacası içinde, bazen durup dinlenmeye, sakin ve dingin bir şekilde kalmaya, rahatlamaya, hayatı belki de yeniden gözden geçirmeye ve bazı noktaları değiştirmeye, güzelleştirmeye, yenilenmeye ihtiyaç duyuyor olabiliriz…
“Yeni Dünya” aylık grup atölye çalışması hayatı daha huzurlu, mutlu, bilinçli bir şekilde, yenilenerek ve ilerleyerek sürdürmenize yardımcı olacak bir çalışmadır. Bu çalışma, sizin hafta içinde bir iki saat durup sakinleşip, güzel meditasyonlar yaparak enerjinizi yükseltmenizi ve sonrasında haftayı ve haftaları daha güzel, aydınlık, mutlu geçirmenizi hedefler.

“Yeni Dünya” aynı zamanda, yaşamla ilgili oyunu daha yüksek bir bilinçle, sistemin karmaşasının üzerine yükselerek oynamayı da kolaylaştıracak, yol gösterici bir çalışmadır… 



Geçtiğimiz yıllarda Ekim-Haziran ayları arasında devam eden aylık grup çalışmalarının yeni bir versiyonu şeklinde gerçekleşecek olan Yeni Dünya grup çalışması, katılmak isteyen herkese açıktır.

Siz de, haftalık koşturmaca sürerken, yaşam akışınızda, kargaşaya ve koşturmacaya bir es verip, yüksek ve güzel bir enerji içinde sakin, dingin, neşeli birkaç saat geçirmek, aynı zamanda da yaşamla ilgili daha da bilinçlenmek, yenilenmek ve yükselmek, ilerlemek istiyorsanız, bu çalışmaya katılabilir, kendinize ait olacak, pırıl pırıl birkaç saatlik bir zaman fırsatı yaratabilirsiniz… 

         “Yeni Dünya” grup atölye çalışmasına aylık üye olarak katılabilirsiniz.

         Çalışma her Salı saat 20.00-22.00 arasında gerçekleşmektedir.

         Çalışma arasında 15 dk. coffee-break vardır.

         Aşağıdaki telefon numaralarından bilgi alabilir ve kayıt yaptırabilirsiniz.

Grup çalışması şu içeriktedir:

1-     Meditasyon
2-     O ayın içeriği ile ilgili konular

3-     Bir önceki hafta paylaştığımız konuların hayata geçirilmesi ile ilgili deneyimlerin paylaşılması
4-     Ayrıca isteyenler kendi yaşamlarına dair başka konularla ilgili de yardım almak için paylaşımda bulunabilirler

 
NİSAN 2019  başlangıç çalışması: 

Tarih: 2 Nisan Salı

Yer:    Moda / İstanbul
Saat:  20.00-22.00

(Adresi kayıt bilgileri ile birlikte edinebilirsiniz.)

Sevgiyle,

İpek Cihan Bilgin
Kişisel Gelişim Eğitmeni
www.duygusalarinma.com
0216-3492227
0532-7163895