12 Mayıs 2019 Pazar
5 Mayıs 2019 Pazar
İnsanlarla iletişiminiz sağlıklı mı?
İnsan ilişkilerinde gözlemlediğim en önemli yanlışlardan biri de iletişim eksikliği bence... İnsanlar ister sevgili, ister eş, arkadaş, iş ilişkisinde olsun, birbirleriyle iletişimde kendilerini birbirlerine tam olarak ifade etmeyebiliyorlar. Sağlıklı iletişimler kurmayabiliyorlar. İletişimle ilgili yapılan o kadar çok yanlış var ki...
Kişi karşısındakine bir sebepten kızıyor ya da kırılıyor mesela ve bunu anlatmıyor, içinde yaşıyor... Gidip başkasına duygularını açıyor, anlatıyor, konuyu onunla halletmek yerine...
Ya da bir konu konuşulurken, karşı tarafı kırarım diye düşünüp o konudaki gerçek düşüncesini anlatmıyor. Oysa belki gerçek fikrini söylese karşı tarafa da faydası olacak... (Tabi kırıcı ve patavatsız anlatmaktan bahsetmiyorum özenli bir şekilde de dile getirilebilir fikirler ve karşı taraf doğruyu öğrenmiş olur böylece.)
Bazen de kişi bir şeye öfkeleniyor... Karşı tarafın diyelim yanlış bir hareketinden kaynaklandı bu ve incindiği için öfkelendi... İşte burada da yapılması gereken duygularını o öfkeyle ifade etmek yerine, öfkeyi dönüştürüp, nötrleyip, sakinleşip karşı tarafa o şekilde duygularını ifade etmek. Çünkü öfkeyle söylenen hiçbir şeyi karşı taraf duymayacaktır. İlişkide çözüm olmayacaktır bu konuşma. Suçlayıcı bir konuşma savunma mekanizmasını harekete geçirir ve sadece çatışma doğurur.
Konuşmalarda bazen sadece kişiler kendisini anlatmak istiyor. Karşı tarafı kalpten bir şekilde dinlemek yerine... Bu da sağlıksız bir iletişim demek. Biraz bencilce, değil mi?
İşte ilişkilerde iletişimlerle ilgili bu anlattığım örnekler gibi pek çok yanlış yapılabiliyor. İletişimle ilgili daha önce kitaplarımda, videolarımda ve blog yazılarımda da iyi bir iletişim için yapılması gerekenleri anlattım, ama bugün tekrar vurgulamak istedim, çalışmalarıma gelen danışanlarımdan yola çıkarak, bir kez daha hatırlatmak istedim önemini...
Hayatın içinde, hep beraber yaşadığımız bu dünyada, ilişkilerin yürüme temeli neredeyse tamamen iletişim. O nedenle de bu kadar önemli. Ve iyi bir iletişim için de yine tek bir anahtar var. SEVGİ ve sevginin veçheleri. Kendine, karşı tarafa sevgi, özen, değer vermek ve saygı...
Her şeyi sevginin süzgecinden geçirerek ve sevgiden yola çıkarak karşı tarafa aktardığınız, iyi niyet ve sevgi dolu iletişimler kurduğunuz mutlu zamanlar dilerim...
Sevgiyle,
İpek Cihan Bilgin
http://www.duygusalarinma.com
http://icbakademi.com/
(c) copyright İpek Cihan Bilg
İpek Cihan Bilgin
İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:
http://icbakademi.com/
Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır
(c) copyright İpek Cihan Bilg
3 Mayıs 2019 Cuma
Çocukların korunması için üzerimize düşenler…
Basında yer alan, toplumda yaşanan çocuk tacizi olaylarıyla ilgili haberler hepimize, bu tür olaylarla ilgili çok daha uyanık, çocuklarla ilgili daha dikkatli olmamız gerektiğini söylüyor bence... Bizler hepimiz bu konuda eminim daha fazla sorumluluk alabiliriz.
Dün yaşadığım bir olay, neler yapabileceğimizin küçük bir örneği belki de... Yolda yürürken dün, küçük bir kız çocuğu ve onun elinden tutmuş yürüyen orta yaşlı bir adamın yanından geçtim.
Tam yanlarından geçerken adamın çocuğa “Sen yürümeyi sevmiyor musun, annen seni hiç yürütmüyor mu, parka götürmüyor mu ki?” diye sorduğunu duydum. Tuhaf geldi bu, sanki çocuğu pek tanımıyormuş hayatını bilmiyormuş gibi bir ifadeydi... Ben bunu duyunca aniden adımlarımı yavaşlattım ve onların temposuna uydum... Dönüp bakıp gülümsedim hatta...Asıl amacım dikkat çekmeden olayı anlayabilmek... Sonra yanlarından yavaş tempoyla devam ettim... Çocuk sürekli konuşuyor birşeyler anlatıyordu... Ben dönüp adama gülümseyerek “Çok tatlı maşallah dedesi misiniz?” deyiverdim 😊 Adam da gülümseyerek “Evet” dedi. İşim gereği insanları daha rahat anlayabilip algılayabildiğim için adamın cümlesindeki samimiyeti hissettim.
Ben yine de biraz daha oyalandım, yanlarından biraz geçtim ama uzaklaşmadım. Sonra küçük kız “Dede... diye başlayan bir cümle sarfetti.” Sonra adam çocuğa “Kaç gündür görüşemedik, iki hafta mı oldu?” dedi. Bu sefer çocuk “Dedecim sen karıştırıyorsun galiba o kadar uzun olmadı” dedi. Ben aralarındaki sohbetin samimiyetinden ve içeriğinden adamın gerçekten çocuğun dedesi olduğunu anlayınca hızımı arttırdım ve yoluma devam ettim iç rahatlığıyla...
Ailedeki ufaklıkları parka götürdüğüm zaman artık çevredeki herkese daha dikkatli bakıyorum, adeta parkı tarıyorum gözlerimle, tuhaf bir durum, mesela çocuğu olmadan gelip parkı seyreden tek yetişkin erkek var mı diye bakıyorum... Öyle bir şey görürsem ne yaparım bilmiyorum, herhalde daha dikkatli takibe alıp, gerekirse polisi ararım diye düşünüyorum. Öyle haberler okuyoruz ki çünkü...
Bir keresinde de bir marketin önünde pusetinde öyle tek başına 1-1.5 yaşlarında bir çocuk gördüm, etrafında kimse yok ! Gittim başında bekledim. Birkaç dakika sonra ebeveyni marketten çıktı. Kötü bir şaka gibi malesef, minik çocuğu orada bırakmış markete girmiş, market de zemin altında, yani çocuğu pusetiyle alıp gitseler o ebeveyn o an göremez, ve çıktıktan sonra hayatta bulamaz, sokak da öyle bir konumda...
Eminim toplum olarak, hep beraber, yasaların bu konuda daha doğru çalışmasının yanı sıra, çocukların ve ailelerin de bu konuda doğru şekilde eğitilmesi için çalışıp çaba sarfedersek ve sonuçta hep birlikte daha çok sorumluluk alarak, uyanık ve dikkatli olur, çocukları daha özenle korursak, o okuduğumuz haberlere konu olan üzücü taciz vakalarının da önüne geçmiş oluruz... Çocuklarımız, tüm çocuklar huzurla, neşeyle, mutlulukla ve güven içinde büyürler... Dilerim öyle olsun...
Sevgiyle,
İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:
Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır
(c) copyright İpek Cihan Bilg
29 Nisan 2019 Pazartesi
Sevgilinizi hayatınızın neresine koyuyorsunuz?
İkili
ilişkilerde, kişi biriyle beraberken, (bu ister evlilik bağıyla olsun, ister
sevgili olarak) karşısındaki kişiyi yaşamının merkezine oturttuğunda, yaşamında
var olan diğer tüm öğeleri (kendisi, aile bireyleri, arkadaşları, işi gibi)
ikinci plana attığında, yaşamındaki dengeyi fark etmeden bozar…
Bu denge bozukluğu
öncelikle kişinin kendi yaşamına, sonra da ilişkisine yansır…
Karşıdaki
kişiyi yaşamın merkezine koymak genellikle, cinsel çekimin, insanca arzuların
ve hormonların etkisinin yanı sıra, birlikte yaşanan tüm güzel duyguların,
aşkın, kişinin yaşamındaki tüm diğer öğelerin o sırada ona verdiği
duygularından daha ağır basmasından kaynaklanır.
Birliktelik
yaşanan kişinin hayatın içinde birden çok önemli olması, Harvard Üniversitesi’ne
ait araştırma sonuçlarında da bahsi geçtiği gibi, beyindeki haz merkezlerinin
uyarılması ve tetiklenmesiyle salgılanan mutluluk hormonları serotonin, dopamin
ve oksitosinin kişiyi çok mutlu etmesi, haz duygusunu dolu dolu hissetmesiyle
de ilgilidir. İnsanlar bu hormonal salgılanma ile ortaya çıkan mutluluk
duygusuna bir süre sonra adeta bağımlı olurlar ve o duyguyu da o kişi sayesinde
hissettiklerini düşündükleri için, bilinç altında o kişiyi hayatlarında en
önemli yere koyuverirler.
Tabi insanların
toplumsal yetiştirilme şartları, bilinç altına ekilen tohumlar ve kodlamalar da
ayrıca etkili olur. Özellikle kadınlar için bu daha büyük etken diyebiliriz. Bazı
prens- prenses masallarında beyaz atlı prensin beklenmesi ve gelmesi ile
prensesin mutlu sona ulaşması kadınlara daha çocukluk yıllarından bir erkeği
yaşamda çok önemli bir yere koyma kodlamalarını eker. (Ben masallar kötü
demiyorum, tam tersine çok severim ve hayal gücünü geliştirmek için önemli
olduğunu düşünüyorum, sadece bazı prens, prenses masallarının bir şekilde
ilişkileri daha küçüklükten şekillendirdiğini söylüyorum.)
İşte sebepler
ne olursa olsun, yine de bu, yaşamdaki dengelerin bozulmasına ve de bunun
sonucunda, bir şekilde kişinin mutsuz olmasına yol açar…
Karşıdaki
kişiyi merkeze koyduğunuzda, önceliği ona verdiğinizde, yaşamınızdaki en önemli
şey o olduğunda, enerjinizi diğer öğelerden çekmeye başlarsınız.
Kişinin
kendisini, karşısındaki kişiden daha az önemsemesi bile bir ilişki için son
derece sağlıksız bir durumdur.
Zihindeki
öncelikli düşünce, ilişkideki kişi olur. En çok onu düşünür, en çok onunla
vakit geçirmeyi istemeye başlar, mutluluğu da mutsuzluğu da ona endekslersiniz.
Bu aynı zamanda da karşı taraftan da birçok beklentiyi getirir beraberinde.
İlişkilerin ilk
başlarında kişinin ilişkide olduğu kişiyle çok vakit geçirmek istemesi, onu
düşünmesi, güzel heyecanlar hissetmesi elbette normaldir. Benim bu yazıda
anlattığım, bunun ötesinde, karşıdaki kişiyi her şeyde en önceye koyarak, zaman
ve enerji açısından her şeyi ona yönlendirerek, onu yaşamda merkeze oturtarak
dengelerin bozulup sağlıksız ve mutsuz bir ilişki ve ilişkiler oluşturmak…
Eminim bu
yazımı okuyan pek çok kişi yaşamında ya bunu yapmıştır, ya da yapan bir
arkadaşını tanıyordur ve bunun sonucunda da çekilen acıları biliyordur.
Ben bu yazıyı,
“Bu tür davranışları nasıl yapmayız?”, “Nasıl bu duruma girmeyiz?”i anlatmak için yazıyorum. Bir yanlışı fark edersek,
onun üzerine yükselebiliriz. Davranış modelimizi değiştirebilir ve mutluluğu
yaşayabiliriz. Kişisel gelişim de işte bunun için var…
Bir ilişkiye
başladığınızda, biraz önce yazdıklarımı bilirseniz, bu sizin karşınızdaki kişi
ile ilgili olarak, kendinizi ve duygularınızı da anlamanızı sağlar. Kişinin
kendisini bilmesi, bilinçli olması, her ilişkide, yaşamın her noktasında çok,
çok, çok önemlidir… (bir sürü kez çok yazdım farkındayım : ) çünkü gerçekten
önemli : )
Siz kendinizle,
duygularınızla ilgili bilinçli olduğunuzda, bir ilişki içindeyken de kendi
davranışlarınızı gözlemleyebilir, ne yaptığınızı, ne hissettiğinizi, iyi
görebilir, fark edebilirsiniz.
Bilinçli
olmakla birlikte, ayrıca, davranışlarınızla ilgili seçimlere sahip olduğunuzu
da hatırlayın…
Yani davranış
modelinizde de her an seçimle karşı karşıyasınız.
Birini günde 24
saat düşünüyorsanız, “ne yapıyor, aradı, aramadı, nerelerde acaba?” diye
sürekli zihninizde tutuyorsanız, bilin ki işte o kişiyi merkeze oturtmaya
başladınız. İlk yapmanız gereken bunu yaptığınızı fark etmek… Bu, o kişiyi
düşünme hali, mutluluk veriyorsa ve dengesiz bir şekilde sürekli değilse sorun
yoktur. Ama süre uzuyor ve her şeyin önüne geçiyorsa kırmızı ışık, uyarı
işareti demektir. Fark edin ve uyanın konuda. Ondan sonrasında da kafanızı
başka şeylere vermeye başlayın. Değişik güzel şeylerle zihninizi dağıtın,
farklı konulara odaklanın.
Karşıdaki
kişiyi hayatın merkezine oturtmakla ilgili uyanık olur, bilinçli olur, bu
duruma düştüğünüzü fark ederseniz eğer, girmezsiniz de. Yani en başında fark
edin ve düzeltin…
Eğer bunu
çoktan yaptıysanız da yine de geç değil. Şunu daima hatırlayın ki siz öncelikle
kendinizi sevmelisiniz. Ve sevmek kendine değer vermek demektir. (Kendini seven
zaten başkalarını da sever, bu bencillik demek değildir.)
Karşıdaki
kişiyi merkeze koymak ile ilgili pek çok davranış modeli örneği verilebilir.
Örneğin başka bir arkadaşınızla plan yapmışsınızdır, sevgiliniz arar ve
birlikte plan yapmayı teklif eder, diğer planları hiç düşünmeden iptal eder,
planı değiştirirsiniz. Ya da yorgunsunuzdur, dışarı çıkmak istemiyorsunuzdur,
yine aynı şekilde, kendinizi ve yorgunluğunuzu hiçe sayarak onunla dışarı
çıkarsınız sırf o istiyor diye…
Karşınızdaki
kişi için istemediğiniz halde bir şeyler yapmak, kendi isteklerinizi ve
kendinizi göz ardı etmek, yaşamdaki diğer insanlara, arkadaşlarınıza, ailenize
ayırdığınız vakitten alarak ona yönlendirmek, kendinizden fedakarlıklar yapmak,
ödün vermek… İşe yeterince odaklanmamak, çalışmaya ayrılacak zamandan bile ona
vermek… Spor yapılıyorsa, başka birtakım hobiler varsa, onları göz ardı ederek,
o zamanlardan da alıp yine o kişiye vermek…
Yani yaşamdaki
tüm öncelikleri ona adamak…
İşte dengeleri
bozacak ve yaşamda sonunda mutsuzluk getirecek davranış modelleri…
Tabi bir de
biraz önce söylediğim gibi, bunların karşılığında, o kişiden de bunun
karşılığını beklemek… Beklentiler… Ki beklenti de sevgi içermez, yoğun,
gereksiz beklentiler hayal kırıklığı getirir.
Hepsi, tüm bu
saydıklarım mutsuzluğa davetyelerdir. Hem kendinizi, hem de aslında karşı
tarafı mutsuz edecektir. Karşıdaki kişiyi çok fazla odağa almak, merkeze
koymak, onun için yapılan tüm fazla şeyler, aslında sevgi gibi görünse de
aslında hiç ilgisi yoktur… Ve sonuçta da karşı tarafı da boğar, sıkar…
Tüm bunlar
yerine, kişi yaşamının merkezine kendisini, öz varlığını koyarsa, yaşamının
diğer yerlerindeki öğeleri de, ailesini, arkadaşlarını, işini, hobilerini ve
sevgilisini / eşini yerli yerine dengeli bir şekilde koyarsa… Hepsine gereken
değeri, önemi, özeni verirse, zamanlamaları da doğru ve dengeli şekilde
dağıtırsa… Yaşamı dengeli, güzel, bilinçli ve de çok daha güzel bir yaşam
olabilecektir…
Boğulmayan
sevgili/ eş ile de işler çok daha güzel yürüyecek, ilişki çok daha sağlıklı ve
mutlu bir ilişki şeklinde sürebilecektir.
Çalışmalarıma
gelen, ilişkiler üzerine çalıştığımız danışanlarıma öncelikle hatırlattığım
daima ilişkilerde anahtarın sevgi olduğudur. Bugün size de bunu hatırlatmak
istiyorum.
Siz öncelikle
kendinizi sever, değer verirseniz, diğer her şeyi de yaşamda dengeli bir
şekilde yerleştirebilirsiniz.
Bunu hatırlayın
ve yaşamınızdaki ilişkileri, sevginin ve bilinçli olmanın getirdiği doğrular,
güzellikler üzerine kurun ki ilişkileriniz mutluluk, neşe, sevgi ve
güzelliklerle dolu, dopdolu olsun…
Hayat bir
mutluluk şarkısı olarak, size mutluluktan kanat çırptırarak sürüp gitsin…
Sevgiyle,
İpek Cihan
Bilgin
İpek Cihan Bilgin’in web sitesi:
Blogtaki tüm yazıların yayın hakları saklıdır
(c) copyright İpek Cihan Bilg
11 Nisan 2019 Perşembe
Bilimde çığır açan gelişme: Bir karadeliğin fotoğrafı çekildi
10.04.2019
Bugün heyecan verici ve
çığır açan bir bilim olayını bilim insanları duyurdular.
İlk defa olarak, uzaydaki
bir kara deliğin fotoğrafı, dünyanın çeşitli yerlerine yerleştirilmiş 8
teleskopun verileri toplanarak yayınlandı.
Fotoğrafı çekilen kara
delik, 55 milyon ışık yılı uzaktaki (insan düşününce algılayamıyor mesafeyi
sanırım 😊) Messier 87
galaksisinde bulunuyor...
Kara delikler uzayın en bilinmez noktaları olarak
nitelendirilmekte. Kara delik, astrofizikte, çekim alanı her türlü maddesel oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek
derecede güçlü olan, kütlesi büyük bir kozmik cisim.
Ayrıca zamanın kara deliklerin içinde akmadığı ya
da yavaş aktığı tahmin ediliyor... Hala tam olarak çözülemeyen karadeliklerle
ilgili bugünkü gelişme, yani fotoğrafının çekilebilmesi de o nedenle çığır
açıcı olarak değerlendiriliyor.
Karadelikle ilgili dünyanın çeşitli yerlerinden
katılan pek çok bilim insanının ekibinde benim de okulum olan Üsküdar Amerikan
Lisesi mezunu profesör bir bilim insanı da var... Prof Feryal Özel...Bu da
ayrıca gurur verici hepimiz için...
Bilinmez, sonsuz ve sınırsız uzayla ilgili her
gelişme her adım, Neil Armstrong’un da dediği gibi “İnsanlık için büyük bir
adım” aslında ve bugünkü adım da işte öyle...
Ve dilerim daha nice güzel adımlar atılır, ait
olduğumuz bu güzel evrene ve belki de evrenlere dair güzel keşifler
yapılır...
Sevgiyle,
İpek Cihan Bilgin
İpek Cihan Bilgin5 Nisan 2019 Cuma
38. Uluslararası İstanbul Film Festivali başlıyor... Sanat ruhu yükseltir...
Sanat ve kültür yaşamı daha anlamlı kılan, insanın ruhunu yükselten, yaratıcılığını tetikleyen, açan ve yaşama renk ve güzellik katan, kişinin vizyonunu genişleten olmazsa olmaz iki unsur. Sanatın hangi dalının kişiye daha uygun olduğu değişse de insanı yükselttiği ve iyi geldiği değişmiyor.
Kişisel olarak gelişmek, ilerlemek, kişinin bakış açısının, vizyonunun genişlemesi için sanat ve kültürle iç içe olmak, okumak, seyretmek, dinlemek, izlemek, dokunmak, hissetmek, mutlaka fayda sağlıyor kişiye... Gelişip, ilerliyor, yükseliyorsunuz sanatın, yaratıcılığın kanatlarında...
Kişisel olarak gelişmek, ilerlemek, kişinin bakış açısının, vizyonunun genişlemesi için sanat ve kültürle iç içe olmak, okumak, seyretmek, dinlemek, izlemek, dokunmak, hissetmek, mutlaka fayda sağlıyor kişiye... Gelişip, ilerliyor, yükseliyorsunuz sanatın, yaratıcılığın kanatlarında...
Bugün 38.İstanbul Uluslararası Film Festivali başlıyor... İstanbul’da yaşayanlar ve alternatif, farklı bakış açılarıyla yapılmış, sizi farklı dünyalara taşıyabilecek değişik filmler izlemek isteyen, ilgilenenler için tavsiye ederim. Size uyan güzel filmleri izlediğinizde eminim içinizdeki değişimi ve güzelliği hissedeceksiniz...
Dün akşam festivalin açılış galasına davetliydim, gerçekten İKSV güzel bir gece hazırlamış... Türk sinemasına yıllarını vermiş ve festivalde onur ödülleri verilen Göksel Arsoy ve Selda Alkor gibi iki değerli oyuncuyu tekrar görmek, ünlü yönetmen Şerif Gören’in sinema için söylediği harika tanımlamalara tanık olmak mutluluk vericiydi...
Şerif Gören’in konuşmasından sinemayı tarif ettiği bölümü de burada sizlerle paylaşmak istiyorum...
Dün gece ayrıca yönetmen Alexis Michalik’in 2018 yapımı Edmond isimli filmini izledik. İKSV gala için harika film seçmiş. Fırsatınız olursa gidip mutlaka görün. Sıkıcı Fransız filmi zannedenler çok yanılacaktır.😊
Defalarca filmi de çekilen, 20.000 kere sahnelenen "Cyrano de Bergerac" adlı tiyatro oyununun yazarı Edmond Rostand’ın o tiyatro eserini nasıl yazdığının neşeli bir öyküsü film...
Ayrıca başarısız bir tiyatro yazarıyken, Edmond Rostand’ın o eseri nasıl bu kadar ünlü olmaya taşıdığının, tam bir başarının öyküsü...Eminim film sizi hem eğlendirecek hem de ilham verici olacaktır...
Film festivali kapsamındaki filmleri hem Avrupa hem Asya yakasında olmak üzere 8 sinema salonunda izleyebiliyorsunuz.
Şimdiden keyifli izlemeler dilerim...
Sevgiyle,
İpek Cihan Bilgin
27 Mart 2019 Çarşamba
"YENİ DÜNYA" Aylık Grup Atölye Çalışması / Nisan programı
Ekim ayında
başladığımız “YENİ DÜNYA” Aylık Grup Atölye Çalışması’na NİSAN ayında da yeni konularla devam
ediyoruz. Nisan ayı katılımı için aşağıdaki telefon numaralarından bilgi
alabilir ve kayıt yaptırabilirsiniz.
“YENİ DÜNYA”
Yaşamın akışı içinde
ilerlerken, günlük hayatın koşturmacası içinde, bazen durup dinlenmeye, sakin
ve dingin bir şekilde kalmaya, rahatlamaya, hayatı belki de yeniden gözden
geçirmeye ve bazı noktaları değiştirmeye, güzelleştirmeye, yenilenmeye ihtiyaç
duyuyor olabiliriz…
“Yeni Dünya” aylık
grup atölye çalışması hayatı daha huzurlu, mutlu, bilinçli bir şekilde,
yenilenerek ve ilerleyerek sürdürmenize yardımcı olacak bir çalışmadır. Bu
çalışma, sizin hafta içinde bir iki saat durup sakinleşip, güzel meditasyonlar
yaparak enerjinizi yükseltmenizi ve sonrasında haftayı ve haftaları daha güzel,
aydınlık, mutlu geçirmenizi hedefler.
“Yeni Dünya” aynı
zamanda, yaşamla ilgili oyunu daha yüksek bir bilinçle, sistemin karmaşasının
üzerine yükselerek oynamayı da kolaylaştıracak, yol gösterici bir çalışmadır…
Geçtiğimiz yıllarda
Ekim-Haziran ayları arasında devam eden aylık grup çalışmalarının yeni bir
versiyonu şeklinde gerçekleşecek olan Yeni Dünya grup çalışması, katılmak
isteyen herkese açıktır.
Siz de, haftalık
koşturmaca sürerken, yaşam akışınızda, kargaşaya ve koşturmacaya bir es verip, yüksek
ve güzel bir enerji içinde sakin, dingin, neşeli birkaç saat geçirmek, aynı
zamanda da yaşamla ilgili daha da bilinçlenmek, yenilenmek ve yükselmek,
ilerlemek istiyorsanız, bu çalışmaya katılabilir, kendinize ait olacak, pırıl
pırıl birkaç saatlik bir zaman fırsatı yaratabilirsiniz…
“Yeni
Dünya” grup atölye çalışmasına aylık üye olarak katılabilirsiniz.
Çalışma
her Salı saat 20.00-22.00 arasında gerçekleşmektedir.
Çalışma
arasında 15 dk. coffee-break vardır.
Aşağıdaki
telefon numaralarından bilgi alabilir ve kayıt yaptırabilirsiniz.
Grup çalışması şu
içeriktedir:
1- Meditasyon
2- O
ayın içeriği ile ilgili konular
3- Bir
önceki hafta paylaştığımız konuların hayata geçirilmesi ile ilgili deneyimlerin
paylaşılması
4- Ayrıca
isteyenler kendi yaşamlarına dair başka konularla ilgili de yardım almak için
paylaşımda bulunabilirler
NİSAN 2019 başlangıç
çalışması:
Tarih: 2 Nisan Salı
Yer: Moda / İstanbul
Saat: 20.00-22.00Yer: Moda / İstanbul
(Adresi kayıt
bilgileri ile birlikte edinebilirsiniz.)
Sevgiyle,
İpek Cihan Bilgin
Kişisel Gelişim Eğitmeni
www.duygusalarinma.com
0216-3492227
0532-7163895
Kişisel Gelişim Eğitmeni
www.duygusalarinma.com
0216-3492227
0532-7163895
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










